Peygamberler Tarihi
Adem (as)
Salih (as)
Yakub (as)
Musa & Harun (as) İlyas (as) Süleyman (as) Uzeyr (as)
Şit (as)
İbrahim (as) Yusuf (as) Hızır (as) Elyesa (as) Lokman (as) Zulkarneyn (as)
İdris (as) İsmail (as) Eyyub (as) Yuşa (as) Yunus (as) Şaya (as) Zekerriya & Yahya (as)
Nuh (as) İshak (as) Zülkifl (as) Kalib (as) Şemuyel (as) İrmiya (as) İsa (as)
Hud (as) Lut (as) Şuayb (as) Hızkıl (as) Davud (as) Danyal (as) Muhammed (sav)
İrmiya Aleyhisselam
İrmiya Aleyhisselâmın Soyu:

İrmiya b.Hılkıya; Lavi b.Yâkub Aleyhisselâm´ın soyundan gelen[1] Hârûn b.İm-ran Aleyhisselâmın soyundandı[2].

Kendisinin, Hızır Aleyhisselâm olduğu[3] ve zaman zaman sahralarda ve şe­hirlerde görüldüğü söylenmişse de[4], İrmiya Aleyhisselâmın Hızırlığı hakkındaki haber, sahih değil denilmiştir[5].

İrmiya Aleyhisselâmın Peygamber Olarak Gönderilişi:

İsrail oğulları; Şâ´yâ Aleyhisselâmı şehid ettikten sonra[6], Yüce Allah, onlara İrmiya b.Hılkiya Aleyhisselâmı, peygamber olarak gönderdi[7].

O zaman; İsrailoğulları arasında bid´atlar çoğalmış, büyümüş: serkeşliğe baş­lamışlar, günah işlemeye dalmışlar[8], haramları helallaştırmışlardı[9].

Peygamberleri öldürmüşler[10], Yüce Allah´ın, kendilerine yapmış olduğu lutf ve ihsanlarını, düşmanları olan Senharib ve ordularından kurtardığını unut­muşlardı[11].

Bunun üzerine, Yüce Allah, İrmiya Aleyhisselâma:

"Ben İsrailoğullarını helak edeceğim! Onlardan intikam alacağım.

Sen, Beytülmakdis Kayası´nın üzerinde ayakta dur!

Orada, sana emrim ve Vahy´im gelecektir!" buyurdu.

İrmiya Aleyhisselâm kalkıp elbisesini yırttı, başına kül saçtı ve secdeye kapandı.

"Yâ Rab! Anamın beni hiç doğurmamış olmasını, benim yüzümden Beytülmakdis´in harap ve İsrailoğullarının helak olacakları bir zamanda beni, İsrailoğulları peygamberlerinin sonuncusu yapmamanı çok arzu ederdim!" dedi.

"Secdeden başını kaldır!" buyruldu.

İrmiya Aleyhisselâm, başını kaldırdı ve ağlayarak:

"Yâ Rab! Onlara kimi musallat edeceksin?" diye sordu.

Yüce Allah:

"Ateşe tapanları, azabımdan korkmayanları, sevabımı ummayanları! [12]

Kavmin olan İsrailoğullarına git de, onlar hakkında sana emrettiğim şeyleri ken­dilerine anlat! [13]

Haklarındaki nimetlerimi hatırlat!

Bid´at ve yaramazlıklarını, anlat[14]

Onları, bana itaat ve ibadete davet et!" buyurdu[15].

İrmiya Aleyhisselâm:

"Yâ Rab! [16] Sen, beni, güçlendirmezsen, ben zaif´im[17].

Sen, benim dilime belagat ve fesahat vermezsen, ben maksadımı anlatmak­tan âcizim! [18]

Sen, beni doğrultmazsan, ben yanılırım!

Sen, bana yardım etmezsen, ben rüsvay olurum!

Sen, bana izzet vermezsen, ben, zelîl ve hakîr olurum!" dedi.

Yüce Allah:

"Sen, bütün işlerin, benim irâdemle meydana geldiğini ve benim, bütün kalp­leri ve dilleri, nasıl istersem, elimde evirip çevirdiğimi, bilmiyor musun?

Sen, bana itaat et!

Şüphesiz, benim ben o Allah ki, benim dengim olabilecek hiçbir şey yoktur.

Göklerle yer ve onların içindeki şeyler, benim kelâmımla kaimdirler.

Ben, denizlere söyledim. Sözümü, anladılar.

Onlara, emrettim, emrimi yerine getirdiler.

Onların çevrelerini de, kumlu karalarla sınırladım. Onlar çizdiğim sınırı geçemezler.

Dağ gibi dalgalar gelir, çizdiğim sınıra erişince onlara zillet, uysallık elbisesini giydiririm.

Onlar, korkarak ve bana, boyun eğeceklerini ikrar ederek emrimi yerine geti­rirlerdir.

Ben, senin yanındayım. Sen, benim yanımda bulundukça, sana hiçbir şey erişmez.

Ben, seni onlara, emir ve nehiylerimi tebliğ edesin diye Peygamber olarak gön­derdim.

Sen, bu vazifeyi yerine getirmekle, onlardan, sana tâbi olanların sevabına denk sevap kazanacaksın.

Bununla beraber, onların sevabından da, bir şey eksilmeyecektir.

Eğer, bu vazifeyi, yerine getirmekte kusur edersen, bundan dolayı kazanaca­ğın günah, toz duman içinde bıraktığın kimselerin işleyecekleri günaha denk ola­caktır.

Bununla beraber, onların günahından da bir şey eksilmeyecektir! [19] Kavminin yanına git de:

Allah, size atalarınızın iyiliklerini hatırlatıyor ve bununla da, size günahlarınız­dan tevbe ettirmek istiyor! de! [20]

Ve sor onlara: Atalarının, bana itaat etmeleri sonucunu, nasıl buldular? Onların, bana isyan etmeleri sonucunu, nasıl buldular?

Onlar; kendilerinden önce bana, itaat edip de, itâatından dolayı yaramaz ve mutsuz olmuş, veya bana, âsi olup da, asiliğinden dolayı mutlu olmuş bir kimse bulunduğunu biliyorlar mıdır?

Hayvanlar; rahat yuvalarını, hatırlayınca, oraya dönerler. Bu kavm ise, felâket ve helak otlaklarında otlamaktadırlar!

Onların bilginleri ve ruhbanları ise; benim kullarımı, hizmetkâr edindiler ve halkı, bana ibâdetten vazgeçirip benden başkasına taptırıyor ve onları, benim emrimi bilmez hale getirinceye ve zikrimi, unutturuncaya ve benden gaflete düşürünce-ye kadar, onlar arasında -benim kitabıma aykırı olarak- hüküm veriyorlar!

Onların buyruk sahiplerine ve yedicilerine gelince: Bunlar da, nimetimi, inkâr ettiler.

Demek, onlar vereceğim belâdan, emniyet ve selâmette oldular da, Kitabımı bir tarafa attılar, Ahdimi unuttular, sünnetimi, değiştirdiler, hâ!

Kullarım, ancak bana ibâdet ve itaat etmeleri yaraşır ve gerekirken, bana kar­şı, günah işlemekte onlara ve onların dinimde -benim adıma- ihdas etmek cür´e-tini gösterdikleri bid´atlara tâbi oluyorlar hâ!

Onlar, benim hakkımda ve Peygamberlerim hakkında yalan söylüyor ve iftira­da bulunuyorlar ha!

Benim celâlim, Yüce Makamım, Ulu sânım, her türlü noksan ve eksik sıfatlar­dan münezzehdir, uzaktır.

Bir insana, bana karşı günah işlenmesine itaat etmek yaraşır mı?

Benim yarattığım kullarıma, benden başka birtakım tanrılar edinmeleri yaraşır mı?

Onların Tevrat okuyucularına ve din bilginlerine gelince:

Bunlar; Mescidlerde ibâdete, dindarlığa özenirler; orayı benden başkası için onarırlar;

Dünyayı, elde etmek için dini vasıta kılarlardır. Onların, orada Fıkıh öğrenmeleri, ilim için değildir. Orada, ilim öğrenmeleri de, amel için değildir. Peygamber oğullarına gelince:

Onlar, çok konuşkan ve ezgin olmuşlar, gurura kapılmışlar, ahmakların, cahil­lerin yanında, ahmak ve cahil olmuşlar!

Kendilerinin de, Atalarına yapılmış olan yardım gibi, yardıma;

Onlara verilmiş olan keramet gibi, keramete nail olacaklarını, umuyorlar ve bu yardım ve ikrama da -hiç de doğru olmaksızın, düşünmeksizin ve ibret almaksızın- kendilerinden daha lâyık bir kimse bulunmadığını iddia ediyorlar!

Hatırlamıyorlar ki: Onların ataları, benim yardımıma, nasıl kavuştular?

Emrimi, dinimi değiştiriciler, değiştirdikleri zaman, onlar emrime, dinime nasıl ciddiyetle sarıldılar?

Bu uğurda, canlarını, kanlarını feda etmekten nasıl çekinmediler?

Onlar; benim emrim yerine gelinceye, dinim üstün gelinceye kadar sabr ve sa­dâkat göstermişlerdir.

Ben, şu kavmin azaplarını, onlar buyruklarımı kabul etsinler diye erteledim, uzattım.

Onlar, düşünsünler diye günahlarından vazgeçtim.

Düşünsünler diye onları uzun ömürlü kıldım, çok yaşattım.

Her defasında, onların üzerine, gök, yağmur yağdırdı, yer, onlar için ot bitirdi.

Onlara, afiyet elbisesi giydirdim ve düşmanlarına galip kıldım.

Bütün bunlar, onların, azgınlıklarını, artırmaktan, kendilerini, benden uzaklaş­tırmaktan başka bir işe yaramadı.

Onların, davetimden yüz çevirmeleri, daha ne zamana kadar sürecek? Yoksa, onlar beni aldatıyorlar mı sanıyorlar?! [21] Yoksa, onlar benimle alay mı ediyorlar?! Yoksa, onlar bana karşı yiğitlik mi taslıyorlar?! [22]

İzzet(sıfat)ıma yemin ederim ki: ben, onlara, öyle bir fitne, bir belâ salacağım ki: o, usluları, hayrette bırakacak[23], görüş sahiplerinin görüşlerini, hakimlerin hikmetlerini yanıltacak, şaşırtacaktır[24].

Onlara; Zorba, katı kalpli, aşırı derecede zâlim, kendisine heybet elbisesini giy­dirdiğim, göğsünden, şefkat, merhamet ve yumuşaklık duygusunu kaldırdığım bir kimseyi musallat edeceğim!

Onu; sayısı, karanlık gecenin karaltısını andıran cemâat, takip edecek[25].

Kendisinin, kara bulut kümelerini andıran ve ne oldukları belirsiz, hayırsız pek çok askerleri olacak, onun bayrakları, Kerkes kuşlarının havada uçuştukları gibi, dalgalanacak, süvarilerinin saldırışı da, Tavşancıl kuşlarının çığlık kopararak av­larının üzerine inişini andıracaktır! [26]

Onlar, mamureleri, harabeye çevirirler, köyleri ıssız bırakırlar. Yeryüzünü ifsad, girdikleri yeri tahrip ettikçe tahrip ederler. Onların kalpleri kaskatıdır, acımak bilmez. Yüzleri gülmez, gözleri hiçbir şeyi görmez, kulaklarına söz girmez.

Onlar, çarşılara, ürkmüş ve heybetinden, tüyler ürperten arslan gibi da­larlar[27]...´

Ben İsrailoğullarını Yâfes ile helak edeceğim!" buyurdu´[28].

Yâfes, Bâbil halkı olup Yâfes b.Nûh Aleyhisselâmın oğullarındandı[29].

Yüce Allah´dan, bu azab emri gelince, İrmiya Aleyhisselâm, feryad ederek ağ­lamış, elbisesini yırtmış, başına kül saçmış[30]; İsrailoğullarından bu felâketi kal­dırması için Yüce Allah´a yalvarmış durmuştu[31].

Yüce Allah:

"Ey İrmiya! Demek, sana Vahy ettiğim şey, seni sıkıntılandırdı, tasalandırdı" buyurdu.

İrmiya Aleyhisselâm:

"Evet yâ Rab! Keşki, Sen daha önce beni helak etseydin de, İsrailoğullarının esir edilmelerini görmeseydim" dedi[32].

Yüce Allah:

"İzzet ve Celâl(sıfat)ıma yemin ederim ki: Bu hususta, senin tarafından bir emir(hüküm) verilmeden önce[33], Beytülmakdis de[34], İsrailoğulları[35] da, helak edilmeyecektir!" buyurdu.

Bunun üzerine, İrmiya Aleyhisselâm, sevindi[36]. İçi rahatlaştı[37].

"Musa´yı ve diğer peygamberlerini hak ile gönderen Allah´a yemin ederim ki: Ben de, İsrailoğullarının helak edilmeleri emrini(hükmünü) hiçbir zaman vermeyeceğim! [38] İsrailoğullarının helakine razı olmayacağım!" dedi[39].

Aradan üç yıl geçmişti.

İsrailoğulları, isyanlarını artırdıkça artırdılar, kötülüklerini uzattılar durdular.

Onların bu halleri, helaklerinin yaklaştığı zamana kadar devam etti. Vahy gel­mesi de azaldı[40]. Onlar, Âhireti hiç anmaz oldular[41].

Dünyaya ve dünya işlerine dalınca, ahiretten geri durmakta idiler[42]. Hükümdarları da, onlara:

"Ey İsrailoğulları! Allah´ın azabı, size gelip çatmadan önce[43], Allah´ın acıma­sız bir kavmi, üzerinize salmasından önce, işlemekte olduğunuz kötülüklere son veriniz!

Çünkü, Rabbınız, tevbeye yakındır, kendisine, tevbe eden kimse için, ellerini hayırla açmış bir esirgeyicidir?" diyerek öğüt verdi[44], onları, tevbeye davet etti ise de, tevbe etmediler[45] ve işleyip durdukları kötülüklerden hiçbirini bırakma­ğa yanaşmadılar[46], kötülüklerine son vermediler[47].

Nihayet Yüce Allah[48] İbrahim Aleyhisselâmla Rabbi hakkında tartışan Nem-rud´un soyundan gelen[49] Buhtunnassar´ın kalbine[50], Beytülmakdis´e[51], Bey-tülmakdis halkının üzerine[52] yürüme düşüncesini düşürdü[53].

Buhtunnassar; geniş meydanları dolduracak kadar çok sayıda askerlerinin[54], altıyüzbin bayraklı orduların başına geçip[55] daha önce Senharib´in, Beytülmak-dis halkına yapamadığı şeyi yapmak maksadıyla yola çıktı[56].

İsrailoğullarının ecelleri yaklaşıp da[57], Yüce Allah; onları helak etmek[58], mülk ve saltanatlarına son vermek istediği zaman[59], İrmiya Aleyhisselâma bir Melek gönderdi[60].

Meleğe:

"İrmiya´ya git de[61] ondan, Fetva iste!" buyurdu[62]´.

Ondan ne hakkında fetva isteyeceğini de, Meleğe bildirdi[63].

Melek, İsrailoğullarından bir adamın suretine girip İrmiya Aleyhisselâmın yanı­na geldi[64].

İrmiya Aleyhisselâm ona:

"Sen kimsin?´ diye sordu[65].

Melek:

"Ben, İsrailoğullarından bir adamım! [66]

Bazı islerim hakkında[67] sana soru sorup senden fetva almak istiyorum" dedi´[68]´

İrmiya Aleyhisselâm, izin verince[69], Melek:

"Ey Allanın Peygamberi! [70] Senden, akrabam hakkında bir fetva istiyorum:

Ben, onların akrabalık haklarını[71], Allah´ın bana emrettiği şekilde[72] yerine getirdim[73].

Onların yanlarına, ancak iyilik ve ihsanda bulunmak için gittim.

Ben, kendilerine ihsan ve ikramımı artırdıkça, onlar bana hep kızdılar durdular[74].

Ey Allah´ın peygamberi! [75] Sen, bana onlar hakkında bir fetva ver!" dedi.

İrmiya Aleyhisselâm, ona:

"Sen, senin aranla Allah´ın arasındaki şeyde, güzel hareket et!

Allah´ın, gözetmeni emrettiği akrabalık haklarını gözet! [76]-

Seni, hayırla müjdelerim!" dedi[77].

Melek İrmiya Aleyhisselâmın yanından ayrıldı.

Birkaç gün geçtikten sonra, Melek önceki adamın suretinde tekrar gelip[78] İr­miya Aleyhisselâmın önüne oturunca[79], İrmiya Aleyhisselâm, ona: "Sen kimsin?" diye sordu.

Melek:

"Ben, yanına gelip senden akrabamın hali hakkında fetva istemiş olan adamım" dedi[80].

İrmiya Aleyhisselâm :

"Onlar, sana karşı, ahlaklarını daha temizlemediler mi? [81] Onlardan, arzu ettiğin şeyi görmedin mi?" diye sordu. Melek:

"Ey Allah´ın Peygamberi! Seni Hakla Peygamber gönderen Allah´a yemin ede­rim ki, hiç bir iyilik bilemiyorum ki, onu insanlardan bir kimse yapsın da, ben de, onu hattâ ondan daha fazlasını da yakınlarıma yapmış olmayayım[82].

Onlar, bana karşı, kötü tutum ve davranışlarını, daha da arttırdılar!" dedi[83].

İrmiya Aleyhisselâm:

"Sen, aile halkının yanına dönüp onlara iyilik etmekte devam et! [84]

Salih kullarını düzelten Allâh´dan, sizin aranızı da düzeltmesini[85] ve sizleri, rızâsını talep ve gazabından kaçınma hususunda birleştirmesini dilerim" dedi[86]

Bunun üzerine Melek, İrmiya Aleyhisselâmın yanından ayrıldı.

Birkaç gün sonra İrmiya Aleyhisselâm, Beytülmakdis´in duvarı üzerinde otur­duğu sırada, Melek tekrar gelip önüne oturdu. [87]

İrmiya Aleyhisselâm, ona:

"Sen, kimsin?" diye sordu[88].

Melek:

"Ben aile halkımın hali hakkında sana iki kerre gelmiş olan kimseyim!" dedi.

İrmiya Aleyhisselâm:

"Hâlâ, onların içinde bulundukları hallerden[89] ayrılmaları[90], onlara bir niha­yet vermeleri[91] zamanı gelmedi mi?" diye sordu. [92]

Melek:

"Ev Allah´ın Peygamberi! Ben, bundan önce onlardan bana isabet eden her şeye[93] onlar, beni kızdıran şeyler olduğu için[94] katlanıyordum.

Fakat, bugün, onlara gittiğim zaman[95], kendilerini Allah´ın razı olmadığı[96] ve sevmediği[97] bir iş üzerinde gördüm!" dedi.

İrmiya Aleyhisselâm:

"Onları, hangi amel üzerinde gördün?" diye sordu[98].

Melek:

"Ey Allah´ın Peygamberi! Ben onları Allah´ı gazablandıracak çok büyük bir amel üzerinde gördüm! [99].

Eğer onlar bundan önce bulundukları uygunsuz haller gibi, uygunsuz haller üzerinde bulunsalardı, onlara kızgınlığım artmazdı[100], sabrederdim[101].

Fakat, ben bugün Allah için[102], senin için[103], kızdım ve onların haberini sa­na haber vereyim diye geldim[104].

Şimdi, ben seni Hakla Peygamber gönderen Allah üzerine, sana and vererek onların helak olmaları için, Allah´a dua etmeni, senden diliyorum!´ ´dedi.

Bunun üzerine, İrmiya Aleyhisselâm:

"Ey göklerin ve yerin Mâliki! Eğer onlar, hak ve savab üzerinde iseler, onları bulundukları halde bırak!

Eğer, onlar, Seni gazablandıracak bir halde, Senin razı olmadığın bir amelde iseler, onları, hemen helak et!" diyerek dua etti.

Bu sözler, İrmiya Aleyhisselâmın ağzından çıkar çıkmaz, Yüce Allah Beytülmakdis´e gökten bir yıldırım gönderip Kurban yerini tutuşturdu.

Beytülmakdis´in kapılarından yedi kapı da yerin dibine geçti.

İrmiya Aleyhisselâm, bunu görünce feryad ederek elbisesini yırttı ve başına toprak saçtı.

"Ey göklerin Mâliki! ve ey Merhametlilerin en Merhametlisi! Bana va´d etmiş olduğun va´d´in nerede?" diyerek münâcatta bulundu.

Kendisine:

"Ey İrmiya! Onlara isabet eden bu musibet ancak[105], bizim Elçimize[106], se­nin verdiğin fetvân[107] ve duan üzerine[108], isabet etti!" diye nida edilince, sor­gu sahibinin kendisine Allah tarafından gönderildiğine ve musibetin de, kendisi­nin verdiği fetva üzerine vuku bulduğuna kanâat getirdi[109].

İrmiya Aleyhisselâm:

Tevbe edip kötü işlerini bırakmadıkları takdirde[110], Allah´ın gazabına uğraya­caklarını[111],

Buhtunnassar tarafından, Beytülmakdis üzerine yürünüp savaşan İsrailoğullarının öldürüleceğini,

Çoluk çocuklarının esir edileceğini[112], Mescidlerinin yıkılacağını,

Kitaplarının yakılacağını[113] haber verdi[114].

İsrailoğulları, uğrayacakları azab haberini işittikleri zaman, İrmiya Aleyhisselâ-ma, isyan ettiler, onu yalanladılar ve yalancılıkla suçladılar:

"Sen, yalan söylüyorsun! Allah´a karşı çok büyük bir iftirada bulunuyorsun!

Allah´ın, yeryüzünü, mescidlerini, kendisine ibadeti, tehvidi muattal kılacağını iddiaya kalkışıyorsun!

Yeryüzünde bir Âbid, bir mescid, bir kitap kalmazsa, Allah´a kim ibadet edecek?!

Sen, Allah´a karşı, çok büyük bir iftira etmiş oluyorsun!" dediler ve kendisinin deli olduğunda sözbirliği etiler[115].

Kendisini dövdüler, zincire vurdular[116] ve zindana koydular[117]. Bunun üzerine, Yüce Allah, Buhtunnassar´ı onların üzerine saldı[118].

Buhtunnassar Beytülmakdis´te:

Kısa bir müddet sonra[119], Buhtunnassar; çekirge sürüsünden daha çok olan altıyüzbin bayraklı[120] askerleri ile gelip Beytülmakdis çevresine kondu[121].

Sonra, Beytülmakdis halkını kuşattı[122]. İsrailoğulları, onlardan son derecede korktular. [123]

Kuşatma uzayınca, Buhtunnassar´ın hükmüne boyun eğerek kapıları açtılar, sokakları tenhalaştırdılar.

İsrailoğulları hakkında câhiliye hükmüne göre: Zorba yakalayışı ile yakalanma­larına hüküm verilip onlardan,

Üçte biri, öldürüldü! Üçte biri, esir edildi!

Kötürümler, çok yaşlı erkekler ve kadınlar, geri bırakıldıktan sonra, süvarilere çiğnettirildi!

Çocuklar, sürülüp götürüldü!

Kadınlar, çarşılarda, çıplak durduruldu! [124]

Buhtunnassar, Beytülmakdis´te ayakta dikili ev bırakmadı!

Beytülmakdis Mescidini tahrip etti!

Mescid´in içinde bulunan bütün altın, gümüş ve cevherleri,

Süleyman Aleyhisselâm´ın Kürsüsünü[125],

Heykelde ve depolarda bulunan bütün malları,

Süleyman Aleyhisselâm´ın, Mescid için yaptırmış olduğu bütün kabları ka­çakları,... ganimet olarak aldı.

Yıktığı Kudüs´te, fakirler ve zayıflardan başka bir şey bırakmadı[126].

Tevratı ve Peygamberlere aid olup heykelde saklanan bir çok kitapları, bir ku­yuya attırdı ve üzerinde ateş yaktırdı[127].

Şehir, yıkıldıktan sonra[128], Buhtunnassar; askerlerinin her birine, kalkanları­nı toprakla doldurup şehrin harabesi üzerine atmalarını emretti. Askerler emri ye­rine getirdiler. Şehri, toprakla doldurdular.

Buhtunnassar, şehrin bütün halkını bir araya toplattı. İsrailoğullarının aralarından büyük küçük yüz bin çocuk seçti.

Alınan ganimetleri, askerleri arasında bölüştürmek isteyince, yanındaki hüküm­darlar:

"Biz hissemize düşeni sana bırakıyoruz.

Sen İsrailoğullarından seçtiğin şu çocukları bizim aramızda bölüştür" dediler.

Buhtunnassar öyle yaptı.

Her birine dörder çocuk düştü.

Oanyal, Hananya, Azarya ve Mişayel de bölüştürülen çocuklar arasında bulunuyordu[129].

Çocuklardan;

Yedibini Dâvûd Aleyhisselâm´ın ev halkından,

Onbirbini, Yûsuf b.Yâkub Aleyhisselâm ve kardeşi Bünyamin´e mensup aile­lerden,

Sekizbini, Âşer b.Yâkub Aleyhisselâm ailesinden[130],

Ondörtbini, Zebulun b.Yâkub Aleyhisselâm ailesinden[131], Dörtbini, Rubil ve Levi b.Yâkub Aleyhisselâm ailelerinden[132], Dörtbini, Yehûda b.Yâkub Aleyhisselâm ailesinden[133], Ondörtbini, Dan b.Yâkub Aleyhisselâm ailesindendi[134]. Geri kalanları da, İsrailoğullarının başka ailelerindendi[135]. Buhtunnassar, bu çocuklardan yetmişbinini Bâbil´e götürdü. İsrailoğullarından aldığı esirleri, üçe bölerek bir kısmını, Şam´da yerleştirdi. Bir kısmını esir olarak tuttu. Üçte birini de öldürdü[136].

Buhtunnassar´ın öldürdüğü esirler arasında, İsrailoğullarının Tevrat okuyanla­rından ve bilginlerinden kırkbin kişi bulunuyordu.

Uzeyr Aleyhisselâm´ın babası ve dedesi de öldürülenler arasında idi[137]. Buhtunnassar, Beytülmakdis´te ele geçirdiği tabak ve çanakları, Bâbil´e götürdü.

Yüce Allah´ın, İsrailoğullarına gönderdiği bu musîbet; onların kötü işlerinden, bid´atlar ihdas etmelerinden ve zulümlerinden ileri gelmişti[138].

Bu gerçek, Kur´ân-ı kerimde şöyle açıklanır: "Biz, Kitapta, İsrailoğullarına şu haberi verdik:

Siz, Arz(ı Mukaddes)da, muhakkak iki defa fesad çıkaracak ve muhakkak (ba­na karşı) çok büyük bir serkeşlik yapıp kabaracaksınız!

İşte, o ikiden birinci(fesadlarının Ceza) vâde(si) gelince, (muharebede) çok çe­tin bir kuvvete malik olan kullarımızı, üzerinize musallat kıldık da, onlar evlerin ara­larına kadar girip (sizi) araştırdılar.

(Bu), yerine getirilmiş bir va´d idi.

Sonra, bunlara karşı, size tekrar devlet ve galebe verdik.

Mallarla, oğullarla, sizin imdadınıza yetiştik.

Cemiyetinizi de, (olduğunuzdan) daha fazla çoğalttık.

Eğer iyilik ederseniz, o iyiliği, kendinize etmiş olursunuz.

Eğer, kötülük ederseniz (o kötülüğü de, yine kendinize etmiş olursunuz)

Artık, diğer (cezanın) va´de(si) gelince, yüzlerinizi, kötülesinler, Mescid(iniz)e gir(ip tahrip et)sinler, galebe ve istilâ ettiklerini, mahvettikçe, etsinler diye (başınıza, yi­ne düşmanları, musallat ettik)

(Tevbe ederseniz) Rabbinizin, sizi esirgeyeceğini, umabilirsiniz. (Fakat, tekrar fesada) dönerseniz, biz de (sizi cezalandırmağa) döneriz. Biz: Cehennemi, kâfirlere bir zindan yaptık[139].

Buhtunnassar´ın İrmiya Aleyhisselâm´ı Zindandan Çıkarışı:

Buhtunnassar, İsrailoğullarının zindanında İrmiya Aleyhisselâm´ı bulunca, ona: "Sen burada ne arıyorsun?" diye sormuştu.

Allah´ın, onu, kavmine başlarına gelecek felaketleri anlatıp korkutsun diye Pey­gamber olarak gönderdiği, kavminin ise, onu yalanladıkları ve zindana attıkları haber verildi.

Buhtunnassar:

"Rab´larının Resulüne âsî olan bir kavim, ne kötü bir kavimdir!" dedi[140].

İrmiyâ Aleyhisselâm´ın, zindandan çıkarılmasını emretti.

Zindandan çıkınca, ona:

"Sen, şu kavmi, başlarına gelecek felaketle korkuttun mu?´ diye sordu.

İrmiya Aleyhisselâm:

"Evet! [141]

Çünki, ben böyle olacağını biliyordum.

Allah beni onlara gönderdi.

Fakat onlar beni yalanladılar!" dedi.

Buhtunnassar:

"Onlar demek seni yalanladılar, dövdüler ve zindana koydular?!" dedi. İrmiya Aleyhisselâm: "Evet!" dedi[142]. Buhtunnassar:

"Peygamberlerini yalanlayan, Rab´larının Elçiliğini yalanlayan bir kavim, ne kötü bir kavmdir!

Sen benim yanıma gelir misin?

Ben sana ikram ve ihsanda bulunurum.

İstersen, ülkende otur, sana Emân vermişimdir!" dedi.

İrmiya Aleyhisselâm:

"Ben, şimdiye kadar, Allah´ın emânından ayrılmadım ve hiçbir saat da, O´nun emânından çıkmam!

İsrailoğulları bile O´nun emânından çıkmazlar.

Onlar, ne senden, ne de senden başkasından korkmazlar.

Senin, onların üzerinde bir baskın olmaz!" dedi.

Buhtunnassar, İrmiya Aleyhisselâm´dan bu sözleri işitince onu kendi haline b.rakt. [143].

Kendisine ihsanlarda bulundu.

İsrailoğullarının zaif takımları, İrmiya Aleyhisselâm´ın yanında toplandılar:

"Biz günahkâr olduk. Zulmettik.

Biz, yapmış olduğumuz şeylerden dolayı Allah´a tevbe ediyoruz.

Sen bizim tevbemizi kabul etmesi için, Allah´a dua et!" dediler.

İrmiya Aleyhisselâm, Rabb´ine dua edince, Yüce Allah:

"Onlar, söylediklerini yapıcı değillerdir.

Eğer, sözlerinde sâdık iseler, seninle birlikte, şu beldede otursunlar!" buyurdu.

İrmiya Aleyhisselâm, Allah´ın emrini onlara haber verdiği zaman:

"Biz; Allah´ın ahalisine gazab ettiği harap bir beldede nasıl otururuz?" dedi­ler, oturmaktan kaçındılar[144].

O zaman, İsrailoğulları beldelere dağıldılar;

Onlardan bazıları Hicaz´da Yesrib´e (Medineye),

Bazıları Vadilkura´ya ve daha başka yerlere indi[145].

Onlardan az bir cemâat da Mısır´a gittiler[146]. Mısır Kralı´na iltica ettiler[147].

İrmiya Aleyhisselâm da, Mısır´a gitti[148].

Buhtunnassar, Mısır Kralı´na yazı yazarak:

"Kölelerim, benim yanımdan, senin yanına kaçtılar.

Onları, hemen bana geri gönder!

Göndermezsen, seninle çarpışır beldelerini süvarilere çiğnetirim!" dedi.

Mısır Kralı da Buhtunnassar´a:

"Onlar senin kölelerin değil, hürdürler, hürlerin oğullarıdırlar" diye cevap verdi[149].

Bunun üzerine, Buhtunnassar, Mısır Kralının üzerine yürüdü.

Çarpıştılar.

Buhtunnassar, onu mağlup ve esir edip[150] öldürdü.

Mısırlıları esir etti.

Sonra Mağrib diyarına yürüdü. Ülkenin, en uzak köşelerine kadar ilerledikten sonra dönüp Mısır, Kudüs, Filistin ve Ürdün halkından aldığı bir çok esirlerle birlikte Babil´e döndü ki, esirler arasında Danyal Aleyhisselâm´la[151] ondan başka Pey­gamberler de bulunuyordu[152]´.

İrmiya Aleyhisselâm o zaman Mısır´da kaldı[153].

İrmiya Aleyhisseiâm; Mısır toprağında oturup küçük bir bahçe edinmişti.

Oraya, sebze eker, onunla geçinirdi.

Yüce Allah ona:

"Küfür toprağında oturmakta, ekip dikmekte, senin için sıkıntı ve uğraşı vardır.

İsrailoğulları hakkındaki gazabımı bilmene rağmen, yer seni nasıl sığdırıyor veya taşıyor?!

İlya(Beytülmakdis) ve onun halkı hakkında vermiş ve uygulamış olduğum o hü­küm, seni tasalandırsın!

Bu zaman; mâmur yer zamanı değil, fakat yıkık yer zamanıdır! Öyle ise, hemen şu bahçeciğine varıp dayan, onun duvarlarını yık! Sebzesini yok et! Su ırmağını batır ve İlya´ya kavuş!

Kitabım oranın Ecelini tebliğ edinceye kadar İlya senin belden olsun!" diye vahy[154] ve geri dönmesini emretti[155].

O zaman mahsul zamanı idi.

İrmiya Aleyhisselâm, içinde üzüm ve incir bulunan azık sepetini aldı. Yeni bir su tulumu edinip içine su doldurdu.

Merkebini bağlamak için yeni bir ip büktü.

Korkulu bir halde, hemen merkebine binip İlya (Beytülmakdis) yolunu tuttu[156].

İrmiya Aleyhisselâm; merkebinin üzerinde olduğu, sahtiyandan dikilmiş su tu­lumunun içinde üzüm suyu, sepetinde de incir bulunduğu halde[157] gelip Bey-tülmakdis´in üzerinde durdu[158].

Şehri, tavsif edilemeyecek şekilde, son derecede[159] harap bir halde görün­ce[160], kendi kendine: "Sübhânallâh!

Allah, bana bu beldeye inmemi emretti. Orayı imar buyuracağını da haber verdi. Acaba burayı ne zaman imar edecek? [161]. Allah burasını ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek?" dedi´[162]. Sonra merkebini yeni iple bağladı.

Yüce Allah o sırada İrmiya Aleyhisselâm´a, bir uyku verdi´[163]. O da, başını yere koyup uyudu´[164]. Uyuduğu zaman, kendisinin ruhu kabzolundu[165]. Yüce Allah, onu, yüz yıl ölü bir halde bıraktı[166]. Onun merkebini de onunla birlikte öldürdü. Fakat Yüce Allah onu gözlere göstermedi[167]. Hiçbir kimse onu göremedi[168].

Beytülmakdis´in İmar Edilişi:

Rivayete göre: Buhtunnassar´la onun daha üstü olan büyük kral Lührasb öl­dükten sonra, yerine Beştasb b.Lührasb geçmişti.

Beştasb; Şam ülkesinin harap bir halde olduğunu[169], Filistin toprağında vahşî, yırtıcı hayvanların çoğaldığını[170] ve orada, insanlardan hiç bir kimse kalmadığı­nı işitince;

"Babil toprağında bulunan İsrailoğullarından Şam´a dönmek isteyen kimseler dönsün!" diye nida ettirmiş, Dâvûd oğulları Hanedanından bir Zâtı da onların üze­rine kral yaparak kendisine:

Beytülmakdis´i imar etmesini[171] ve Beytülmakdis Mescid´ini yapmasını em-retmişti[172].

Diğer rivayete göre: Beytülmakdis´in imarı, İran Hükümdarı Behmen tarafın­dan, Babil Valiliğine tayin edilen Ahşu Yereş ve oğlu Kireş zamanında idi.

Behmen ona yazı yazarak: İsrailoğullarına yumuşak davranmasını,

Kendilerinin istedikleri yerlere gönderilmelerine, memleketlerine dönmelerine müsaade edilmesini,

Seçecekleri kimseyi başlarına koymasını, emretmişti[173]. Kendisi, Tevratı öğrenmiş ve İsrailoğullarının dinine girmişti´[174].

Danyal Aleyhisselâm´la Hananya, Mişayil ve Azerya, Beytülmakdis´e gitmek için Ahşu Yereş´ten izin istemiş idiyseler de, kendisi izin vermeğe ya­naşmamış[175]:

´Benim yanımda sizin gibi bin Peygamber bulunsa, ben sağ oldukça onlardan bir tanesini bile yanımdan ayırmam!" demiş´[176], Danyal Aleyhisselâmı, devletin kadılık işleri ile birlikte kendisinin her işini yürütmeğe de memur etmişti.

Hatta Buhtunnassar´ın Beytülmakdisten aldığı hazinelerde saklanan her şe­yin çıkarılıp Beytülmakdis´e iade edilmesini ve Beytülmakdis´in, onunla yeniden yapılmasını da ona emretmiş ve yapılmıştı[177].

İrmiya Aleyhisselâm´ın Yüz Yıllık Ölümünden Sonra Diriltilişi:

Yüce Allah; İrmiya Aleyhisselâm´ı, yüz yıllık ölümden sonra diriltip gözlerini açtırdı[178].

İrmiya Aleyhisselâm, şehrin, nasıl imar edildiğine ve yapıldığına baktı[179]. Sonra cesedinin diriltildiğine baktı[180].

Sonra, merkebine baktı: kemiklerinin nasıl birleştirilip yerli yerine geldiğini gördü.

Halbuki merkebi de kendisi ile birlikte ölmüş, damarları sinirleri hep çürümüştü.

İrmiyâ Aleyhisselâm; bunların nasıl ete büründüklerini, düzgün bir hale geldi­ğini, can verilerek ayağa kalktığını gördü[181].

Hattâ, onun anırışını bile işitti. [182]

Sonra, üzüm suyuna ve incirine baktı:

Onlar da, koyduğu zamandaki gibi, hiç bozulmamış bir halde idiler.

İrmiya Aleyhisselâm: Yüce Allah´ın kudretini, böyle apaçık görünce:

"Ben biliyorum ki: Allah her şeye gücü yetendir!" dedi.

Yüce Allah onu bundan sonra da yaşattı[183].

Ona ve gönderilen bütün Peygamberlere selam olsun![184]

Yüz Yıllık Ölümden Sonra Diriltiliş Hadisesinin Kur´ân-I Kerim´de Açıklanışı:

"Yâhud o kimse gibisini (görmedin mi) ki (binalarının) çatıları çökmüş, duvarları üstüne yıkılmış, (kimsecikleri kalmamış) bir kasabaya uğrayarak (kendi kendine): Allah burasını ölümünden sonra acaba nasıl diriltecek? demiş. Allah da, onu yüz yıl ölü bırakmış, sonra dirilterek (kendisine): Ne kadar eğleştin? demiş. O da: Bir gün yahud bir günden az! demişti. Allah, (ona):

Hayır! Yüz yıl (ölü) kaldın!

İşte, yiyeceğine, içeceğine bak: daha bozulmamıştır! Bir de, merkebine bak!

(Böyle yapmamız) Seni, insanlara ibret nişanesi kılmamız içindir. Kemiklere de bak:

Onları, nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz? Sonra da onlara et giydiriyoruz" dedi.

O (merkep dirilip eski haline geldiği ve) her şey, kendisine apaçık belli olduğu zaman:

(Artık şu müşahedemle de) biliyorum ki: Allah, hiç şüphesiz, herşeye hakkıyla gücü yetendir!" dedi.[185].

--------------------------------------------------------------------------------

[1] ibn. Asâkir-Tarih c.2, s.384, ibn. Haldun-Tarih c.2, ks.1,s.116.

[2] Taberî-Tarih c.1, s.285, Sâlebî-Arais s.333, ibn.Esîr-Kâmil c.1, s.269.

[3] Taberî-Tarih c.l,s.285,289, Sâlebî-Arais s.343. ibn.Esîr-Kâmil c.1, s.263, Muhyiddin b. Arabî-Muhâdarâtulebrar c.1,s.136.

[4] Taberî-Tarih c.1, s.289.

[5] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.33.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/247.

[6] Sâlebî-Arais s.333.

[7] Taberî-Tarih c.1, s.285, Sâlebî-Arais s.333, ibn.Esîr-Kâmil c.1, s.263, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.34..

[8] ibn Kuteybe-Uyunülahbar c.1 ,s.286, Taberî-Tarih c.1,s.286, İbn.Asâkir-Tarih c.2,s.388, ibn.Esîr-Kâmil, c.1,s.263 Ebülfida-Elbidaye ven nihaye c.2, s.34.

[9] Taberî-Tarih c.1, s.286,

[10] ibn. Asakir-Tarih c.2 s.388, Ebülfida c.2, s.34.

[11] Taberî-Tarih c.1, s.286, ibn. Asakir-Tarih c.2, s.389.

[12] İbn. Asâkir-Tarih c.2, s.388, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.35.

[13] Taberî-Tarih c.1, s.286, İbn. Asâkir-Tarih c.2, s.389, Ebütfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.35.

[14] Taberî-Tarih c.1, s.286, Sâlebî-Arais s.333, İbn. Asakir-Tarih c.2, s.389, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.35.

[15] Sâlebi-Araıs s.333.

[16] ibn.Asâkir-Tarih c.2, s.389.

[17] Taberî-Tarih c.1, s.286, Sâlebî-Arais s.333, ibn. Asakir-Tarih c.2, s.389, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.35.

[18] Taberî-Tarih c.1, s.286, İbn. Asakir-Tarih c.2, s.389, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.35.

[19] Taberi-Tarih c.1, s.286, Ibn. Asakir-Tarih c.2, s.389, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.35.

[20] Taberi-Tarih c.1, s.286, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.35.

[21] Taberî-Tarih c.1, s.286-287, Sâlebî-Arais s.333, İbn. Asakir-Tarih c.2, s.390, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, ş.35-36.

[22] İbn. Asakir-Tarih c.2, s.390, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.36.

[23] Taberî-Tarih c.1, s.287, Sâlebî-Arais s.333, ibn. Asakir-Tarih c.2, s.390, ibn. Esir-Kamil c.1 s.263, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2 s.36.

[24] Taberî-Tarih c.1, s.287, İbn. Asakir-Tarih c.2, s.390, İbn. Esîr-Kâmil c!, s.263, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s36.

[25] Taberî-Tarih c.1, s.287, Sâlebî-Arais s.333, İbn. Asakir-Tarih c.2, s.390, ibn. Esîr-Kâmil c.1, s.263, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.36.

[26] Taberî-Tarih c.1,s.287, Ibn.Asâkîr-Tarih c.2,s.39O, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.36.

[27] İbn.Asakir-Tarih c.2, s.390, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.36.

[28] Taberî-Tarih c.1, s.287, Sâlebî-Arais s.333.

[29] Taberî-Tarih c.1, s.287, Sâlebî-Arais s.333.

[30] Taberî-Tarih c.1, s.287, Sâlebî-Arais s.333, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.263.

[31] İbn.Esîr Kâmil c.1, s.263.

[32] Taberî-Tarih c.1, s.287, Sâlebi-Arais s.333-334.

[33] Taberî-Tarih c.1, s.287, Şâlebî-Arais s.334, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.263.

[34] Taberî-Tarih c.1, s.287, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.263.

[35] Taberî-Tarih c.1, s.287, Sâlebî-Arais s.334, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[36] Taberî-Tarih c.1, s.287, Sâlebî-Arais s.334, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[37] Taberî-Tarih c.1, s.287, Şâlebî-Arais s.334.

[38] Taberî-Tarih c.1, s.287, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[39] Sâlebî-Arais s.334.

[40] Taberî-Tarih c.1, s.287, Sâlebî-Arais s.334, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[41] Taberî-Tarih c.1, s.287, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[42] Taberî-Tarih c.1, s.287.

[43] Taberî-Tarih c.1, s.287, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[44] Taberî-Tarih c.1, s.287.

[45] Sâlebî-Arais s.334.

[46] Taberî-Tarih c.1, s.287.

[47] Sâlebî-Arais s.334.

[48] Taberî-Tarih c.1, s.287, ibn Asakir-Tarih c.2, s.388, ibn. Esîr Kâmil c.1, s.264, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.34-35.

[49] Taberî-Tarih c.1, s.287.

[50] Taberî-Tarih c.1, s.287, İbn Asakir-Tarih c.2, s.388, ibn. Esîr Kâmil c.1, s.264, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.34-35.

[51] Taberî-Tarih c.1, s.287.

[52] İbn Asakir-Tarih c.2, s.388, ibn. Esir Kâmil c.1, s.264, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.35.

[53] Taberî-Tarih c.1, s.287, ibn Asakir-Tarih c.2, s.388, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.35

[54] İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[55] Taberî-Tarih c.1, s.287, Sâlebî-Aris s.334.

[56] Taberî-Tarih c.1, s.287,

[57] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebi-Arais s.334, ibn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[58] Aynı Kaynaklar.

[59] Taberî-Tarih c.1, s.288, İbn. Esîr Kâmil r 1, s.264.

[60] Taberî-Tarih c.1, s.288, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264,

[61] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[62] Taberî-Tarih c.1, s.288, ibn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[63] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[64] Taberî-Tarih c.1, s.288, ibn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[65] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[66] Taberî-Tarih c.1, s.288, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[67] Taberî-Tarih c.1,s.288

[68] Taberî-Tarih c.1, s.288, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[69] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[70] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334.

[71] Taberî-Tarih c.1, s.288, Şâlebî-Arais s.334, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264,

[72] Taberî-Tarih c.1, s.288, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[73] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, ibn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[74] Taberî-Tarih c.1, s.288, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[75] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[76] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, ibn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[77] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334.

[78] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[79] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334.

[80] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[81] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.264.

[82] Aynı Kaynaklar.

[83] İbn. Esîr-Kâmil c.1, s.264.

[84] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, Esîr Kâmil c.1, S.265.

[85] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334.

[86] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[87] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, ibn. Esîr Kâmil c.1, s.265.

[88] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[89] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334.

[90] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[91] Sâlebî-Arais s.334.

[92] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334.

[93] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, ibn. Esîr Kâmil c 1 s.265.

[94] ibn. Esîr Kâmil c.1, s.265.

[95] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[96] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334.

[97] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[98] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334.

[99] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, ibn. Esîr Kâmil c.1,s.265.

[100] Taberî-Tarih c.1, s.288, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.265.

[101] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[102] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, İÖn. Esîr Kâmil c.1, s.265.

[103] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[104] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, ibn. Esîr Kâmil c.1, s.265

[105] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, ibn. Esîr Kâmil c.1, s.265.

[106] Taberî-Tarih c.1,s.288, ibn.Esîr Kâmil c.1, s.265

[107] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, ibn. Esîr Kâmil c.1, s.265.

[108] Sâlebî-Arais s.334.

[109] Taberî-Tarih c.1, s.288, Sâlebî-Arais s.334, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.265.

[110] Taberî-Tarih c.1 ,s.281.

[111] İbn.Kuteybe-Maarit s.22 Muhyıddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1, s 136.

[112] Taberî-Taritı c.1,s.281, İbn Asakir-Tarih c.2, s.392, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38

[113] İbn Asakir-Tarih c.2, s.393, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38

[114] ibn.Asakir-Tarih c.2, s.393, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdara c.1, s.136, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38.

[115] İbn.Asakir-Tarih c.2, s.393, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38.

[116] İbn.Kuteybe-Maarif s.22, IbnAsakir-Tarih c.2, s.393, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1, S.136, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38

[117] İbn.Kuteybe-Maarif s.22, Taberî-Tarih c.1, s.281, İbn Asakir-Tarih c.2, s.393, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c. 2 ş.38.

[118] İbn.Kuteybe-Maarif s.22, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1, s.136.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/247-257.

[119] Taberî-Tarih c.1, s.288, İbn.Asakir-Tarih c.2, s.392, Ebülfida c.2 s.38.

[120] Taberî-Tarih c.1, s.288.

[121] Taberî c.1, s.288, Sâlebî s.334, ibn Asakir s.392.

[122] İbn.Asakir-Tarih c.2, s.392.

[123] Taberî c.1, s.288, Sâlebî s.334.

[124] ibn.Asakir-Tarih c.2, s.392-393, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s. 38.

[125] Dineverî-Elahber s.23.

[126] ibn.Haldun-Tarih c.2 ks.1 s.106.

[127] Yâkubî-Tarih c.1, s.65, Mes´ûdî-Murucuzzeheb c.1, s.61.

[128] Taberî-Tarih c.1, s.281, İbn Asakir-Tarih c.2, s.392, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38.

[129] Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebi-Arais s.335, ibn Esîr Kâmil c.1, s.265-266, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38.

[130] Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebî-Arais s.335, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38.

[131] Taberî-Tarih c.1, s.289, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38.

[132] Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebî-Arais s.335, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38.

[133] Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebî-Arais s.335

[134] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38.

[135] Taberî c.1, s.289, Sâlebî s.335, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38.

[136] Taberî c.1, s.289, Sâlebî s.335, ibn. Esir Kâmil c.1, s.265-266.

[137] Sâlebî-Arais s.344.

[138] Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebî-Arais s.335.

[139] isrâ: 4-8.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/257-260.

[140] Taberî-Tarih c.1, s.281.

[141] Ibn.Asakir-Tarih c.2, s.393, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38.

[142] Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38.

[143] ibn.Asakir-Tarih c.2, s.393, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.38-39

[144] Taberî-Tarih c.1, s.281, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.39.

[145] Taberî-Tarih c.1, s.281, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.39.

[146] İbn. Kuteybe-Maarif s.22, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.39.

[147] İbn. Kuteybe-Maarif s.22.

[148] Muhyiddin b. Arabî-Muhâdaratülebrar c.1, s. 136, İbn.Haldun-Tarih c.2, ks.l, s.107.

[149] Taberî-Tarih c.1, s.281.

[150] ibn.Kuteybe-Maarif s.22.

[151] Taberî-Tarih c.1, s.281, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.39-40.

[152] Taberî-Tarih c.1, s.281

[153] İbn.Kuteybe-Maarif s.22, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdatülebrar c.1, s.136.

[154] İbn.Kuteybe-Maarif s.22.

[155] Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1, s. 136.

[156] ibn.Kutaybe-Maarif s.22.

[157] Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebî-Arais s.343, ibn. Esir Kâmil c.1, s.269.

[158] Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebî-Arais s.343.

[159] ibn.Kuteybe-Maarit s.22.

[160] İbn. Kuteybe-Maarif s.22, Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebî-Arais s.343, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.269, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1, s.136.

[161] Taberî-Tarih c.1, s.281, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.42.

[162] İbn.Kuteybe-Maarif s.22, Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebî-Arais s.343, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.269, Muhyid­din b.Arabî-Muhâdara c.1, S. 136, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.42.

[163] Sâlebî-Arais s.343.

[164] Taberî-Tarih c.1, s.281, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.42.

[165] Sâlebî-Arais s.343.

[166] İbn.Kuteybe-Maarif s.22, Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebî-Arais s.343, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.269, Muhyiddin b.Arabî-Muhâdaratülebrar c.1, s. 136.

[167] Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebî-Arais s.343-344, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.269.

[168] Taberî-Tarih c.1, s.289, Şâlebî-Arais s.344.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/260-263.

[169] Taberî-Tarih c.1, s.281, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.269, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.42

[170] Taberî-Tarih c.1, s.281, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.42.

[171] Taberî-Tarih c.1, s.281, ibn. Esir Kâmil c.1, s.269, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.42.

[172] Taberî-Tarih c.1, s.281.

[173] Taberî-Tarih c.1, s.283. İbn.Haldun-Tarih c.2, kş.1, s.109.

[174] Dineverî-Elahbar s.27, Taberî-Tarih c.1, s.284, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.267.

[175] Taberî-Tarih c.1, s.284, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.268, İbn.Haldun-Tarih c.2, ks.1, s.108.

[176] Taberî-Tarih c.1, s.284, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.268.

[177] Taberî-Tarih c.1, s.284, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.268-269, İbn.Haldun-Tarih c.2, ks.1, s.108, 109.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/263-264.

[178] Taberî-Tarih c.1, s.281, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.269, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.42

[179] Taberî-Tarih c.1, s.281, Ebülfida-Elbidaye vennihaye c.2, s.42

[180] ibn. Esîr Kâmil c.1, s.269.

[181] Taberî-Tarih c.1, s.289, İbn. Esir Kâmil s. 269-270.

[182] Taberî-Tarih c. 1, s.289.

[183] Taberî-Tarih c.1, s.289, Sâlebî-Arais s.344, İbn. Esîr Kâmil c.1, s.266.

[184] M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/264-265.

[185] Bakara: 259.

M. Asım Köksal, Peygamberler Tarihi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları: 2/265.