İsrâiloğullarına
gönderilen ve Kur'an-ı kerim'de ismi bildirilen
peygamberlerden.Peygamberler arasında en yüksekleri olan ve kendilerine
Ülülazm denilen altı peygamberin beşincisidir.Annesi hazret-i
Meryem'dir.Allahü teâlâ onu babasız yarattı.Kudüs'te doğdu.Otuz yaşında
peygamber oldu.Kendisine İncil adlı kitab gönderildi.Otuzüç
yaşında diri olarak göğe kaldırıldı.Kıyâmete yakın yeryüzüne tekrar
inecektir.
Îsâ aleyhisselâmın annesi Meryem Hâtun,Süleyman aleyhisselâmın
neslinden sâlihâ ve temiz bir hanımdı.Hazret-i Meryem,onbeş yaşına
geldiği zaman,Yûsuf-i Neccâr isminde biriyle nişanlanmıştı.Fakat onunla
evlenmeden Allahü teâlâ,hazret-i Meryem'e babazız olarak bir çocuk
vereceğini müjdeledi.Hazret-i Meryem,Allahü teâlânın emri ve kudretiyle
Îsâ aleyhisselâma hâmile oldu. Bundan bir müddet sonra,normal olarak
hâmilelik hâlleri görülmeye başlandı.Bu hâlleri gören
Îsrâiloğulları,dedikodu yapmaya başladılar.Çeşit çeşit iftirâda bulunup
akla gelmeyecek,ağıza alınmayacak şeyler söylediler.Bu dedikodulara
tahammül edemeyen hazret-i Meryem,Kudüs'ün 10km kadar güneyindeki sâkin
bir kasaba olan Beyt-i Lahm'e çekildi.Her şeyin Allahü teâlânın takdîri
ve dilemesiyle olduğunu düşünerek,insanların kendi hakkındaki sözlerine
sabretti.Îsâ aleyhisselâmın doğumu yaklaştığı sırada,bulunduğu yerin
bahçesinde yürürken kurumuş bir hurma ağacının altına geldi.Doğum
sancıları şiddetlendiğinden bu ağaca yaslandı.Yaslandığı kuru hurma
ağacı yeşillendi.Mevsim kış olduğu hâlde meyve verdi.Ayağının altında
küçük bir su kanalı akmaya başladı.Bu hâl,hazret-i Meryem'i tesellî
etti.Bu sırada hazret-i Îsâ dünyâya geldi.Îsâ aleyhisselâm doğduğu
zaman,doğudaki ve batıdaki bütün putlar yıkılıp,yere döküldü.Şeytanlar
bu duruma şaştılar.Nihâyet büyükleri olan İblîs,onlara Îsâ
aleyhisselâmın dünyaya geldiğini haber verdi.O doğunca gökte büyük bir
yıldız göründü.
Hazret-i Îsâ'nın doğduğunu öğrenen İsrâiloğulları,Beyt-i Lahm 'e
geldiler. Hazret-i Meryem'in kucağında yeni doğmuş çocuğu görünce; "Ey
Meryem!Bu nedir? Gerçekten çok çirkin bir iş yapmış olarak geldin.Sen
pek genç,fakat kocası olmayan bir kız olduğun hâlde bu çocuğu nereden
aldın? Bu ne acâip ve ne şaşılacak bir hâldir?" dediler.Hezret-i
Meryem,bütün söylenilenleri sabırla dinledi.Hiç cevap vermedi.Ancak;
"İşin hakîkatini size o haber versin.Siz onunla konuşun.Ondan sorup
anlayın!" mânâsına kundakta bulunan hazret-i Îsâ'yı işâret etti. Onlar
kundakdaki çocuğun konuşamayacağını söyleyince,kundakta bulunan
hazret-i Îsâ elini kaldıraarak cevap verdi ve dedi ki: "Ey câhiller!
Benim yüksek şânıma taarruz etmeyiniz ve annemi ayıplamayınız.Muhakkak
ki ben,Allahü teâlânın kuluyum. O,bana kitap verip,beni peygamber
kılacaktır.Her nerede olsam beni mübârek kıldı ve hayatta olduğum
müddetçe namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti.Beni anneme hürmetkâr
kıldı... Doğduğum günde,öleceğim günde ve diri olarak kabrimden
kaldırılacağım günde selâm benim üzerimedir." dedi.Hazret-i Îsâ'nın
kundakta konuşmasına hayret eden İsrâiloğulları,dillerini yutmuş gibi
oldular.Hiçbir şey söyleyemediler.Buna rağmen dedi-kodu yapmaktan,çeşit
çeşit iftirâlarda bulunmaktanda geri durmadılar.
Roma imparatorunun Şam vâlisi,babazız doğduğu için ikisini öldürmek
istedi.Annesi onu alarak Mısır'a götürdü.Hazret-i Îsâ oniki yaşına
gelinceye kadar Mısır'da kaldılar.Sonra tekrar Kudüs'e gelerek Nâsıra
şehrine yerleştiler.Otuz yaşına girince,Hak teâlâ tarafından peygamber
olduğu bildirildi.Peygamberlik emri bildirilince,hemen tebliğe
başladı.İnsanların Allahü teâlâya inanmalarını ve O'nun emirlerini
yapıp yasaklarından sakınmalarını ve isyânda bulunmamalarını
istedi.İsrâiloğulları bu dâveti kabul etmediler.Îsâ aleyhisselâm
inanmayanlara mûcizeler gösterdi.Îsâ aleyhisselâm var gücüyle gayret
göstermesine rağmen,pek az kişi inandı.İsrâiloğulları ona îmân
etmedikleri gibi,dâvetine karşı çıktılar ve günden güne
hırçınlaştılar.Îsâ aleyhisselâmın yumuşaklığını görerek
inanmadılar.Hattâ daha da ileri giderek hazret-i Îsâ'yı öldürmeye
teşebbüs ettiler.Bunun üzerine hazret-i Îsâ, kendisine îmân edenler
arasından seçtiği havârî adı verilen oniki kişiden Allahü teâlâya îmân
ve ibâdet edeceklerine ve kendisine yardımcı olacaklarına dâir söz aldı.
Yahûdîlerden bir topluluk Îsâ aleyhisselâm ve annesi hazret-i Meryem'e
dil uzattılar.Îsâ aleyhisselâm bunu duyunca,onlar hakkında bedduâda
bulundu.Allahü teâlâ bu duâyı kabul edip,hazret-i Îsâ'ya ve annesine
dil uzatanları maymun ve domuza çevirdi. Bu durumu gören
Yahûdîler,hâdiseyi aralarında görüştüler.Hepsi hazret-i Îsâ'yı öldürmek
üzere anlaştılar.Hazret-i Îsâ'yı aramaya başladılar.Roma İmparatoru'nun
Kudüs Vâlisi Jones Pilot'u kandırıp,Îsâ aleyhisselâmın Roma
İmparatorluğu aleyhinde bulunduğuna ve Filistin'de yeni bir hükümek
kurmaya çalıştığına inandırdılar.Hazret-i Îsâ,son defâ olarak
Havârileri ile bir gece gizlice sohbet etti ve onlara "Horoz ötmeden
(yani sabah olmadan) sizin biriniz beni inkâr edecek ve pek az paraya
satacaktır." dedi.Hakikâten Yahuda isimli Havârî,sabah olmadan
Yahûdîlerden bir miktar para alıp,hazret-i Îsâ'nın yerini haber verdi.
Îsâ aleyhisselâmı yakalamak için Yahûdîlerle berâber eve girince,Allahü
teâlâ Yehûdâ'yı Îsâ aleyhisselâma benzetti.Yahûdîler de onu Îsâ
aleyhisselâm diye yakaladılar ve haça (çarmıha) gerip asarak
öldürdüler.Allahü teâlâ,Îsâ aleyhisselâmı göğe kaldırdı.Îsâ
aleyhhisselâm bu sırada otuzüç yaşındaydı.Îsâ aleyhisselâm göğe
çıkarıldıktan kırk sene sonra,Romalılar Kudüs'e hücum etti.Yahûdîlerin
çoğunu öldürüp,bir kısmını esir ettiler.Şehri yağmaladılar.Kitaplarını
yaktılar.Îsâ aleyhisselâma yaptıklarının cezâsı olarak,hakîr ve zelîl
oldular.Hiristiyanlar,Îsâ aleyhisselâmın haça gerilip orada
öldüğüne,fakat sonra dirilip göğe çıktığına inanırlar.Müslümanlar
ise,Îsâ aleyhisselâmın haça gerilmediğine doğrudan doğruya göğe
kaldırıldığına inanırlar.Bu husus Kur'ân-ı kerîm'de Nisâ sûresi
158. âyetinde meâlen şöyle bildirildi: "Onu asmadılar,onu
öldürmediler. Bilakis Allahü teâlâ onu katına yükseltti..."
Ayrıca hadîs-i şerîflerde buyruldu ki:"Îsâ (aleyhisselâm) ölmemiştir.O
kıyâmetten önce size dönecektir.", "Ben Meryem oğlu
Îsâ'nın (aleyhisselâm) dünya ve âhirette en yakınıyım.","Benimle
Îsâ (aleyhisselâm) arasında başka bir peygamber yoktur."
Allahü teâlâ,Îsâ aleyhisselâmı 33 yaşında İdris aleyhisselâm gibi
göğe kaldırdı.İnsanları üç sene dîne dâvet etti.Vasiyeti üzerine
Havârileri etrafa dağıldılar.Îsevîliği insanlara anlatmaya
başladılar.Bu hak dînin yayılması 80 sene sürdü.Sonra Hıristiyanlar
sapıklığa düştüler.İncil'i değiştirdiler.Nasıl ki Yahûdîler
hazret-i Meryem ve hezret-i Îsâ'ya iftirâ ettilerse,Hıristiyanlar da
onun hakkında üç yanlış inanca saplandılar.
Bir kısmı,"Meryem oğlu Îsâ Allah'tır." dedi.Bazıları,"Allahın oğludur."
dedi.Bir başka grup da;"Baba,oğul ve rûhül-kudüs'ten biridir" dedi.
Îsâ aleyhisselâm hiç evlenmemiş.Dünyâya kıymet vermemiştir.Kıyâmete
takın Şam'da Ümeyye Câmiinin minâresine inecek,evlenecek,çocukları
olacaktır.Hazret-i Mehdî ile buluşacak,40 sene yaşayıp,Medîne'de vefât
edip,Peygamberimizin kebrinin bulunduğu hücre-i saâdete
defnedilecektir.İslâm dîninin hükümlerine tâbi olacak,ictihâd edecektir.
Avrupa kitaplarında Eflâtun'un mîlattan 347 sene önce öldüğü
yazılıdır.Îsâaleyhisselâm gizli dünyâya gelip,dünyâda az kalıp göğe
çıkarıldığından ve kendisini ancak oniki havârî bilip,Îsevîler az ve
asırlarca gizli yaşadıklarından mîlât,yâni noel gecesi doğru
anlaşılmamıştır.Mîlâdın,birinci kânunun (Aralık) yirmi beşinde
veya ikinci kânunun (Ocak) altıncı veya başka gün olduğu sanıldığı
gibi,bugünki mîlâdisenenin beş sene az olduğu çeşitli dillerdeki
kitaplarda yazılıdır.O halde mîlâdi sene doğru ve kat'î olmayıp,günü de
senesi de şüpheli ve yanlıştır.İmâm-ı Rabbânî'nin (kuddise sirruh) ve Burhan-ı
Kâtı'nın bildirdiklerine göre,Yunan filozofu Eflatun (Platon) Îsâ
aleyhisselâm zamanında yaşamıştır.Buna göre mîlâdi takvim 300 seneden
fazla olarak noksandır ve Îsâ aleyhisselâm ile Muhammed aleyhisselâm
arasındaki zaman bin seneden az değildir.
Îsâ (aleyhisselâm) peygamberliği îcâbı mûcızeler
gösterdi.Mûcizeleri dokuz çeşitti:
1. Beşikteyken konuştu.
2.Ölüleri diriltirdi.Bilhassa dört ölüyü dirilttiği meşhurdur.Bunlar
Sam bin Nûh,Şeddad bin Âd,Mâsân bin Mâlân ve Beni
İsrail'den bir çocuktur.
3.Anadan doğma kör olanları sağlamlar gibi gödürür,bir cilt hastalığı
olan baras illetini iyi ederdi.Eliyle hastaya dokunguğunda iyi
olurdu.Eliyle mesh etmek sûretiyle hastaları tedâvi ettiği için
kendisine Îsâ-i Mesih dendi.(Mâide sûresi:110)
4.Âl-i İmrân sûresi 49. âyetinde bildirildiği gibi kavminin yedikleri
veya yemek üzere sakladıkları şeyleri haber verdi.
5.Mâide sûresi 110. âyetinde bidirildiği gibi çamurdan kuş yapıp
üzerine üfleyince,Allahü teâlânın izniyle canlanıp kuş olurdu.
6.Mâide sûresi 114. âyetinde bildirildiği üzere Havârîler,içinde
yiyecek bulunan bir sofranın indirilmesini teklif ettiler.Hazret-i Îsâ
ellerini kaldırıp duâ edince,ekmeği ve eti bulunan bir sofra indi.
7.Îsâ aleyhisselâm uykudayken yanında her konuşulanı ve yapılanı
bilirdi.
8.Ne zaman istese ellerini göğe kaldırıp duâ edınce o anda yemek ve
meyveler önüne gelirdi.
9.Îsâ aleyhisselâm Yahûdîlerden (Benî İsrâil) uzak olduğu hâlde
sözlerini ve gizli hallerini bilirdi.
Îsâ aleyhisselâmın dîni;Îsevîlik:
Mûsâ aleyhisselâmın dîni,Îsâ aleyhisselâmın zamânına kadar devâm
etti.Fakat,Îsâ aleyhisselâm gelince,bunun dîni olan Îsevîlik Mûsâ
aleyhisselâmın dînini nesh etti,yâni Tevrat'ın hükmü
kalmadı.Bundan sonra,Mûsâ aleyhisselâmın dînine uymak câiz olmayıp,tâ
Muhammed aleyhisselâmın dîni gelinceye kadar,Îsâ aleyhisselâmın dînine
uymak lâzım oldu.Fakat,İsrâiloğullarının çoğu Îsâ aleyhisselâma îmân
etmeyip,Tevrat'a uymak için inâd etti.Yahûdîlik ile Îsevîlik
böylece ayrıldı.
Yahûdîlerin ileri gelenlerinden ve Îsevîlerin en büyük dğşmanlarından
olan Paul,Îsevîliği kabul ettiğini,Îsâ aleyhisselâmın kendisini,Yahûdî
olmayan milletleri Îsevîlere dâvet için şâkirt (talebe) tâyin ettiği
yalanını uydurdu.İsmini Pavlos (Bolüs) olarak değiştirdi.Çok iyi bir
Îsevî görünerek,Îsâ aleyhisselâmın dînini bozdu.Tevhidi (tek Allah
inancını),teslise (üç tanrı inancına= Baba-oğul-kutsal rûh);Îsevîliği
Hıristiyanlığa çevirdi.İncil'i değiştirdi.Îsâ Allah'ın
oğludur,dedi...
Îsâ aleyhisselâmın hikmetli sözlerinden bâzıları:
"Dünyâ sevgisi bütün kötülüklerin başıdır.Gözde bakışı,kalpte
şehveti büyütür.(İnsanı açgözlü doymez eder.) Yemin edeim ki, şehvet
(nefsin isteklerine uymak),sâhibine uzun süren sıkıntı bırakır.Dünyâdan
geçmeye bakın.Tâmiri ile uğraşmayın."
"Dünyâyı isteyen deniz suyu içene benzer.Ne kadar içerse,harâreti o
kadar artar ve nihâyet ölür."
"Günâhlarını hatırladığı zaman ağlayana,dilini koruyana ve başını
sokacak kadar evi olana müjdeler olsun."
Allah katında en sevgili şey,sâlih kalplerdir.Allahü teâlâ onların
hürmetine dünyâyı yaşatır.Onlar bozulunca yeryüzünü harâb eder."
"Ağaçlar çoktur,ama hepsi meyve vermez.Meyveler çoktur ama,hepsi tatlı
değildir.İlimler çoktur ama hepsi faydalı olmaz."
"Sağırı,dilsizi tedâvi ettim,ölüyü dirilttim.Fakat celh-i mürekkebin
(câhilliği ilim ve olgunluk sanak) ilâcını bulamadım.(Çünkü böyle kimse
câhilliğini ilim ve kemâl sanmaktadır)
Kur'ân-ı kerîm'in Bakara,Âl-i
İmrân,Nisâ,Mâide,Tevbe,Meryem,Mü'münûn,.Zuhruf,Hadîd,Sâf sûrelerinde
Îsâ aleyhisselâmla ilgili haberler verilmiştir.
Isa aleyhisselâm otuz yaşında iken İsrail Oğullarına peygamber olarak vazifelendirildi. Hazreti Allah bu büyük peygamberinin gelişini Kur'ân'ında meâlen şöyle beyan ediyor:
«Habîbim, Meleklerim Meryem'e şöyle dediklerini de an: Ey Meryem! Allah sana kendi tarafından bir kelime, bir mucize olarak vücud bulacak bir çocuk müjdeler. Onun adı Meryem oğlu Mesîh isa'dır. Bu çocuk sana dünyada ve âhirette şerefli ve Allah'a yakınlardan olarak verildi. O, beşikte iken mucize olacak ve yaşı kemâle erince peygamberlik iktizasınca halka hitâb edecek, aynı zamanda sahillerden olacak. Meryem:
— Rabbim! Benim için bir çocuk nasıl olabilir ki, bana hiç bir insan dokunmadı ? diye cevap verdi. Allahü Teâlâ:
— Hakîkaten öyledir. Ancak Allah neyi dilerse onu yaratır. O bir şeyi murad edince ona, sâde: Ol! der, o da hemen oluverir. Hem Allah ona yazı öğretecek ve eşyaya vukuf, Allah'a ibâdet öğretecek. Tevrat ve incil öğretecek, İsrail Oğullarına da yüce bir peygamber kalacak. Bu suretle ki, İsa onlara: Ben size Rabbiniz tarafından peygamberlik deliliyle geldim. Emin olunuz ki, ben size çamurdan kuş kılığı gibi bir şey düzerim ve içine liflerim de Allah'ın izniyle derhal bir kuş oluverir. Yine Allah'ın izniyle anadan doğma körü ve abraşı iyi ederim, ölüleri de diriltirim. Evlerinizde ne yiyor ve ne biriktiriyorsanız size haber veririm. Ey İsrail Oğulları! Eğer siz imân etmek isterseniz bu haber verdiğim mucizelerde elbette size kanaat verecek kat'î bir delil vardır.»
Hazreti isa'nın ilk imân eden seçkin talebelerinden on iki kişilik ve kendilerine «havariler» denilen bir grup vardı kî, bunlar Allah'ın dinini yaymak için yer yüzüne dağılmışlardı. Kendilerine «İsa'nın Elçileri» de denilirdi. Hazreti İsa bunları yer yüzüne yaymıştı ki, Batris ve Pavlos Roma'ya, Endiravs ve Mettâ ahalisi insan yiyen arza, Bukas Babil'e, Filibs Kartaoa yani Afrika'ya, Yuhanna Eshâbı Kehf'in köyü olan Efsus'a iki Yakublar Beyt-i Makdis'e, Ibni Büleymin Hicaz arzına, Testemir Berber arzına ve havalisine vazifelendirilmişti. İsimlerde rivayetlere göre değişiklikler vardır.
Mettâ incil'inin onuncu babında havariler hakkında şöyle denilmektedir:
«Ve (Hazreti İsa) on iki talebesini yanına çağırıp temiz olmayan ruhlar üzerine onları çıkarmaya ve her hastayı, her hastalığı gidermeye dair onlara kudret verdi. O gönderilen on ikilerin isimleri şunlardır: Eatris ismi verilen Şem'un ile kardeşi Endravs, Zibidi oğlu Yakub ile kardeşi Yuhanna, Filibs, Bertolmavs Torna, gümrükçü Mettâ, Halfi oğlu Yakub Tedavs lakaplı Lebaüs Fanvi Şem'un ve onu ele veren Isharyoti Yehudâ, İsa bu on ikileri gönderip onlara tenbih ederek dedi ki:
— Taiflerin yoluna gitmeyiniz ve Samirîlerin bir şehrine girmeyiniz. Bundan ise İsrail beytinin kaybolmuş koyunlarına varınız ve vardığınız zaman da «Melekûtüssemavât yaklaşmıştır» diye vaaz ediniz, hastalara şifâ veriniz. Cüzzamlıları temizleyiniz, cinleri çıkarınız, karşılıksız aldığınızı karşılıksız veriniz. Kemerlerinizde ne altın, ne gümüş, ne bakır ve yol için ne dağarcık, ne entari, ne ayakkabıları, ne de âsâ temin etmeyiniz. Zira işçi kendi yiyeceğine lâyıktır. Hangi şehire ve köye giderseniz onda kimin lâyık olduğunu sorup, çıkıncaya kadar orada kalınız ve haneye girdiğinizde ona selâm veriniz. Eğer o haneye lâyık ise selâmınız onun üzerine gelsin ve eğer lâyık değilse selâmınız size geri dönsün ve sizi her kim kabul etmeyip sözlerinizi o haneden yahud o şehirden çıktığınızda ayaklarınızın tozunu silkiniz. Hakikaten ben size derim ki, ceza gününde Sedum ve Gamure diyarının hali o şehrin halinden ehven olur. İşte ben sizi koyunlar gibi kurtlar arasına gönderiyorum. Şimdi yılanlar gibi akıllı güvercinler gibi sâdedil olunuz, ancak adamlardan sakınınız. Çünkü sizi millet meclislerine teslim edîp Sinagoglarda dövecekler, hem de benim için onlara ve taifelere şehadet olmak üzere hâkimler ve hükümdarlar huzuruna çıkarılacaksınız. Şimdi sizi teslim ettikleri zaman nasıl ve ne söyleyelim diye endişe etmeyiniz. Çünkü ne söyleyeceğiniz size o saatte verilecektir. Zira söyleyenler siz değilsiniz, sizde söyleyen pederinizin ruhudur. Ve kardeş kardeşi, peder evlâdı ölüme teslim edecek ve evlâd anne - baba aleyhine kalkışıp onları öldürecekler ve ismim için cümle tarafından buğz olunacaksınız. Ancak kim sonuna kadar tahammül ederse o halâs bulacaktır. Size bir şehirde tecavüz ettikleri takdirde diğerine firar ediniz. Çünkü hakikaten size derim ki, insanoğlu gelinceye kadar İsrail şehirlerinin devrini tamamlayacakdınız. Talebe muallimine ve kul efendisine üstün değildir. Talebeye muallimi gibi ve kula efendisi gibi olmak kâfidir. Hane sahibine balezbul dedikleri halde onun hanesi halkına ne kadar ziyade diyeceklerdir. Şimdi onlardan korkmayınız. Çünkü keşfolunmayacak gizlilik ve bilinmeyecek gizli bir şey yoktur. Size karanlıkta dediğimi aydınlıkta söyleyiniz ve kulağınıza söyleneni damlar üzerinde ilân ediniz ve canı öldürmeye kaadir olmayıp cesedi öldürenlerden korkmayınız. Lâkin hem canrhem de cesedi Cehennem'de helak etmeye kaadir olandan korkunuz. .»
Hazreti isa'nın İsrail Oğullarını ve diğer kavimleri irşad için bir çok mucizeler göstermesine rağmen, onlar Hazreti Zekeriyya ve Hazreti Yahya'dan sonra bu yüce peygamberi de ortadan kaldırmak için suikast plânlan hazırlıyorlardı. İsa aleyhisselâm bu durumdan haberdar bulunuyordu, ancak ilâhî emrin tecellîsini beklemekteydi.
Ibn-i Abbas'tan nakledilen bir rivayete göre, Allahü Teâlâ Isa aleyhısselâmı bu zalimlerin elinden Semâya ref'etmek murad ettiği vakit, Hazreti Isa eshabına çıktı. Onlar on iki kişi bir evde bulunuyorlardı.
Allah'ın Resulü o evde bir menbâdan onların karşısına çıktı, başından su damlıyordu da:
— içinizden birisi yakında bana on iki defa küfredecek, dedi. Sonra da benim benzerim kendi üzerine bırakılıp da benim yerime katlolunacak ve benimle beraber benim derecemde bulunacak hanginiz? diye sordu. Yaş bakımından en tazelerinden bir genç «ben!> dedi. Ona «otur!» dedi. Sonra yine aynı şeyi tekrarladı, yine o genç kalkıp «ben!» dedi. Hazreti îsa da «Evet, sen o benim dereceme ulaşacak olansın!» dedi. Bunun üzerine o gence Hazreti îsa'nın benzeri bırakıldı ve îsa aleyhisselâm evdeki bir pencereden Semâya ref'olundu. Derken Yahudilerden Hazreti îsa'yı öldürmek için arayanlar geldi ve onun benzerini tutup öldürdüler, çarmıha gererek idam ettiler. Bazıları Hazreti isa'ya imân etmiş iken on iki defa inkâr ettiler
Bu hususta muhtelif rivayetler vardır, ancak kat'î olan Hazreti isa'nın kâfirler tarafından katlolunmayıp Semâ'ya ref'olunduğu ve düşmanlarının bu işi yapmaları hususunda bir benzetme ve şüpheye düşmüş olmalarıdır. Hakikatini Allah bilir.
Havarilerin dinî tebliğleri üzerine İsrail Oğullarından bir taife imân şerefine erişti ve dine yardımcı oldu. Diğer bir taife de küfre dalıp gitti. Neticede Allahü Teâlâ imân edenleri, düşmanlarına karşı kuvvetlendirdi.
Hıristiyanlar Hazreti Isa hakkında «ilâh, Allah'ın oğlu ve teslis = üçleme akidesi» gibi müfrit telâkkilere saplanmışlardır ki Allahü Teâlâ bunu Yüce Kitabında meâlen şöyle beyan buyurmaktadır: «Ey incil'e imân edenler, dininizde hadden aşırı gitmeyiniz!. Ve Allah'a karşı haktan başka şirk ifade eden sakın bir şey söylemeyiniz. Hakikat şudur ki: Mesih, Allah değil Meryem'in oğlu isa'dır, Allah'ın Resulü, Allah'ın tekvini bir emirle Meryem'in rahmine bıraktığı bir kelimesi ve Allah'dan sadır olan «Ol!» emriyle vücud bulmuş bir ruhtur. Şu halde ey îsa ümmeti! Siz Allah'ın birliğine ve O'nun Peygamberlerine inanınız da, üçtür demeyiniz! Teslisten çekininiz! Sizin için çok hayırh olan Tevhide inanınız! Hiç şüphe etmeyiniz ki, Allah, bir tek ilâhtır. O'nu, oğul sahibi olmaktan tenzih ederim. Göklerde ve yerde her ne varsa hep O'nundur. Bunları idare etmeye Allah'ın gücü yetişir! Oğulun, uşağın yardımına muhtaç değildir, Mesih ise Allah'ın kulu olmaktan ebedî arlanıp çekinmezler. Allah'a yakın olan Melekler de kulluktan çekinmezler. Şimdi her kim Allah'a kulluktan çekinir de kibirlenirse, iyi bilmelidir ki, Allah yarın onları toptan divânına toplayacaktır.»
Teslis, Hıristiyanlığın üç ilâh kabul etme akîdesidir ki, bunlar: Allah, Mesih ve Meryem'dir. Tevhidin, birliğin zıddı olup açık bir şirktir. Daha sonra buna felsefî bir şekil verilerek: Baba, Oğul, Rûhü'l Kudüs; yahut Uknum olarak te'vil ile bir cevhere irca etmişlerdir ki, bu da te'villi bir şirktir. Yine Kur'ân-ı Kerim'e kulak verelim:
Hazreti Allah İsa aleyhisselâm'a:
— Ey Meryem oğlu İsa! «Beni ve anamı, Allah'dan başka iki ilâh tanıyınız,» diye halka sen mi söyledin.? diye sorduğu zaman Isa:
— Allah'ım! Seni şirkten tenzih ederim, ulûhiyet ibadet ortağından uzak tutarım. Kendim için hak olmayan bir sözü söylemekliğim bana düşmez. Şayet onu ben söylemiş olsam gereği gibi onu bilmiş olacaksın. Sen, benim gönlümdeki saklı şeyi bilirsin, halbuki ben zâtindekini bilmem. Çünkü Allah'ım! Sen, bütün gayıpları bilirsin. Ben onlara yalnız bana söylenümesini emir buyurduğun şeyi söyledim. Benim Rabbim, sizin de Rabbiruz olan Allah'a ibadet ediniz! dedim. Ben içlerinde bulunduğum sürece onlar üzerinde dikkatli bir murâkıb oldum, müşrikçe sözlerden uzaklaştırdım. Ne zaman ki beni içlerinden Semâ'ya aldın, üzerlerinde yalnız Sen murâkıb bulundun. Sen de her şeye tamamiyle şahiddin! Onların hallerine, sözlerine vâkıfsın! Şimdi eğer onlara azâb edersen, itiraz edilmez. Çünkü onlar şüphesiz kullarındır. Eğer mağfiret edersen, bu âciz sayılmaz. Çünkü Sen elbette Azîz'sin, Hakîm'sin!»
Kaynak:
1) Peygamberler Tarihi, İhlas Yayınları
2) Büyük Dini Hikayeler, Osmanlı Yayınevi