|
Ölüm
|
Her
canlı ölümü
tadacaktır
"Her
canlı ölümü
tadacaktır.
" (1)
Her nefis canlı
ölümü tadacaktır. Yani
herkes
ölecektir. Bundan bazı kimseler ruhun ebedî olduğu mânâsını
anlamışlardır.
Çünkü tatmak, bir hayat eseridir. Ve zevk anında tadıcının ebedî
olduğunu
anlatır, yoksa zevk tasavvur olunamaz. O halde mânâ: "Her nefis
bedeninin
ölümünü tadacaktır" demek olur. Bu da nefsin, bedenden başka olduğunu
ve
bedenin ölümüyle onun ölmeyeceğini anlatır. Evet her nefis ölümü
tadacak;
dünyanın ne üzüntüsü, ne sevinci hiç biri kalmayacaktır.
"Onlar için bir
ecel
tayin ettik ki onda hiç şüphe yoktur" (2)
"Biz
senden önce
de
hiçbir beşere dünyada ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar baki
mi kalacaklardır?" (3)
"Yer yüzünde
bulunan
her canlı fanidir" (4) |

|

|
Allah'ın
diriliği ve ölümü
yaratmasının sebebi
"O,
hanginizin daha
güzel amel yapacağınızı denemek için ölümü de dirimi de takdir edip
yaratandır" (5)
Bir hayatın
arkasından ölümün ve onun
arkasından
diğer bir hayatın karşıt olarak yaratılması, insanların bu ikisi
arasında
iyi bir çalışma gayretiyle Allah'ın mülkünde güzel bir işçi, yüksekbir
görevli olmak üzere yarış için bir imtihan meydanına çıkarılmaları
hikmetine,
bu da hayattan hayata, güzellikten güzelliğe bir yükseliş nizamı ve en
güzel amellere daha güzeliyle mükafat vererek ileride bambaşka bir
hayata
ulaştırılmaları gayesine yöneliktir.
"Ben
cinleri
ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (6)
"Ben gizli bir hazine
idim tanınmak istedim ve tanınmak için de mahlûkatı yarattım."
(Kutsî
Hadis)
|
Ölüm
konusundaki
kader yazgısı
"Allah'ın emir ve
kazası
olmadıkça hiç bir kimseye ölmek yoktur. O, vadesiyle yazılmış bir
yazıdır" (7)
Allah Teâlâ'nın
izni ve iradesi olmaksızın
hiçbir kimsenin ölmesi ihtimali yoktur. Gerek döşekte olsun, gerek
öldürmekle
olsun, mutlak ölüm böyle olunca, Allah'ın iradesi erişmeden ne düşmanın
saldırısıyla, ne de kendi arzusuyla kimse ölmez. Allah'ın izniyle ölüm
ise tayin edilmiş bir şekilde yazılır. Yani Allah katında bilinen bir
vakit
ile takdir edilmiştir ki; ne ileri gider, ne geri kalır. Bir insan,
gerçekte
nasıl bir şekilde ölecekse öyle ölür. Ve onun dünyada iki ömrü yoktur.
Şu halde iki eceli de yoktur.
Bazı kimseler
ecel-i müsemmâ (eceliyle gelen,
normal ölüm) ve ecel-i kaza (kaza ile gelen ölüm) diye iki ecel
tasavvur
ederler. Ve, "Zavallı eceligelmeden kazaya uğradı." derler. Bilmezler
ki,
olay ne ise ömür, ecel odur. Ve o kimsenin Allah katında bilinen vakti
ondan ibarettir. Bundan başkası gerçekten değil, zâtî ve aklî imkan
üzerine
kurulmuş varsayımlar ve ihtimallerdir. Herkesin gerçekte ömrünün,
ecelinin
birliği, inkâr imkanı bulunmayan apaçık bir gerçek olduğu halde,
birtakım
kimselerin bunu karmaşık bir mesele imiş gibi "ecel bir mi, iki mi?"
diye
konuşmaya kalkışmaları, konuyu
kavrayamamalarından
doğar. Evet, kaderin sırrı belli olmaz ve yaşayan bir kimsenin ne vakit
ve ne şekilde öleceğini de Allah'tan başka kimse bilmez. İlâhî kanunda
ölümün sebepleri olarak tanınmış birçok şeyler de vardır. İnsan,
ecelinin
ne olduğunu bilmediği için bunlardan sakınmalıdır. Ve fakat muhakkak şu
bilinmelidir ki bu sakınma ne ilâhî iradeyi değiştirir, ne de Allah
katında bilinen ve takdir edilmiş olan eceli
değiştirir.
|
Azrail
başına geldiği zaman 
Azrail başına geldiği zaman
Kırılır ayaklar kol yavaş yavaş
Mevlam nasip etsin din ile iman
Akar gözlerinden sel yavaş yavaş
Yüksek uçan gönül yorur bir gün
Ölçü terazisi kurulur bir gün
Herkesin yaptığı sorulur bir gün
Döner mi ya rabbim dil yavaş yavaş
Kabrin üzerine dikerler taşı
Bir avuç toprağa koyarsın başı
Baba oğlun görmez kardeş kardeşi
Gider geri dönmez yol yavaş yavaş
Kafurlu ılık suyu koyorlar
O nazlı bedenin tekmil soyarlar
Öldüğünü konu komşu duyarlar
Gider geri ahbaplar yavaş yavaş
|
|
Ölümden
kaçıp kurtulma imkânı
yoktur
"Nerede
olursanız
olun,
tahkîm edilmiş yüksek kalelerde bile bulunsanız ölüm sizi bulur" (8)
Her nerede
olursanız olunuz ölüm size
yetişir.
Yüksek kalelerde veya sağlam saraylarda, hatta gökteki yıldızlarda dahi
bulunsanız yine ölüm gelir sizi bulur. Bundan dolayı ölüm korkusu ile
vazifeden
kaçınmanın hiçbir anlamı yoktur. Madem ki mutlaka bir ölüm vardır. Ona
her zaman hazır olmalı, dünya hayatına bağlanmamalı, vazifeyi seve seve
yapmalıdır.
|
Üzerinde türlü ot
bitenler 
Şu dünyaya gelip kabre girenler
Ne söylerler, ne bir haber verirler
Üzerinde türlü otlar bitenler
Ne söylerler, ne bir haber verirler
Yalancı dünyaya konup göçenler,
Ne söylerler, ne bir haber verirler.
Üzerinde türlü ot bitenler,
Ne söylerler, ne bir haber verirler.
Kimisinin başında sarar otlar,
Kimi masum, kimi güzel yiğitler,
Kemikleri kalmış dökülmüş etler
Ne söylerler, ne bir haber verirler.
Çürümüş tenleri tutmaz elleri
Konuşamaz olmuş tatlı dilleri
Ta kökünden kırılmıştır kolları
Ne söylerler, ne bir haber verirler
Kimisi dördünde kimisi beşinde
Kimisinin saçı yoktur başında
Kimi altı kimi yedi yaşında
Ne söylerler, ne bir haber verirler.
Kimisi bezirgan kimisi hoca
Kimi ak sakallı kimi pir koca
Gündüzleri olmuş karanlık gece
Ne söylerler, ne bir haber verirler.
YUNUS der ki, gör takdirin işleri,
Dökülmüştür kirpikleri, kaşları,
Başları ucunda mezar taşları,
Ne söylerler, ne bir haber verirler.
|
|
Ölüme
hazırlıklı
olmak
Cenab-ı Hak gerçekte insan
varlığına sonsuza
kadar uzanan bir ömür takdir etmiştir. Ruhları dünya hayatından
belirsiz
bir süre önce topluca yaratmış ve onlara "Ben sizin Rabbiniz değil
miyim?"
sorusunu yöneltmiştir.
Kur'an'da ruhun başlangıcı ile ilgili olan
bu olay şöyle belirlenir:
"Hani
Rabbin
Âdem
oğullarından
onların sırtlarından zürriyetlerini çıkarıp kendilerini nefislerine
şahit
tutmuş; Ben sizin
Rabbiniz
değil miyim?" demişti. Onlar da; Evet,
(Rabbimizsin),
şahit olduk" demişlerdi. İşte
bu
şahitlendirme,
kıyamet günü; Bizim bundan haberimiz yoktu" dememeniz içindir" (9).
Ruh,
dünya
hayatına bir imtihan devresi geçirmek
üzere doğum yoluyla gelen insan oğluna anne karnın da dört aylık
cenin döneminden sonra üflenir ve böylece dünya hayatı başlamış olur.
Ruhun
bedenden ayrılması ile de kabir hayatı başlar. Kıyamet koptuktan
sonra da ahiret hayatına yeni bir yaşam için geçecek olan insan oğlu
dünyadaki
inanç ve amel durumuna göre Cennet veya Cehennemdeki ebedî hayatta
yerini
alacaktır. İnanç sahibi olup da amel eksikliği bulunanlar ise Cenab-ı
Hakk'ın
bileceği sürelerde cezalarını çektikten sonra Cennet tarafına
geçebileceklerdir.
Hayatın
bu
gerçeği karşısında ölüme hazırlıklı
olmak her insanın şiarı olmalıdır. Ölümü anmak ve hazırlıklı
bulunmak
her mümin için müstehap sayılmıştır. Hz. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle
buyurmuştur:
"Lezzetleri yok
eden
ölümü çok anın"
"Eğer dünyada ölümü
çok anarsanız, onu önemsemezsiniz; az anan ise onu çok önemser"
"Ölümü ve öldükten
sonra kemiklerin ve cesedin çürümesini hatırlayın. Ahiret
hayatını
isteyen dünya hayatının süsünü terk eder"
Ölüm
hastasına
ve ölüye
söylenecek sözler yapılacak işler
Ölüm
hastasına ecel konusunda hoşuna gidecek,
sevindirecek sözler söylemelidir. Çünkü Allah'ın hükmünü hiç bir şey
geri
çeviremez. Sadece gönlü hoş olmuş olur. Hasta tevbe etmeye
ve
vasiyetlerini yapmaya teşvik edilir.
Çünkü
Allah
elçisi; "Vasiyet edeceği bir
şey olup da, yanında yanlı vasiyeti bulunmaksızın iki gece
geçirmek
müslümanın işi değildir" buyurmuştur.
|
|
Ölüm
halindeki kişiyi sağ yanına yatırıp kıbleye
döndürmelidir. Çünkü Hz. Peygamber, Beytullah için:
"Ölü ve dirilerinizin kıblesidir" buyurmuş.
Hz. Fatıma (r.a, Rafi'nin annesine;
"Beni kıbleye çevir" demiştir
Eğer yer darlığı yüzünden hastayı
kıbleye
çevirmek mümkün olmazsa sırt üstü yatırılır ve yüzü ile ayakları
kıbleye
doğru çevrilir. Bu da yapılamazsa, olduğu hal
üzere
bırakılır. Ölüm sırasında kişinin ağzına bir kaşık veya pamukla su
verilir.
Hasta
can
çekişirken ona yardımcı olmak yakınları
için bir görev ve sevap bir ameldir. Bu yüzden onun yanında kelime-i
şehadet
getirmek ve söylemesine yardımcı olmak sünnettir. Çünkü Allah elçisi
şöyle
buyurmuştur:
"Ölülerinize; "Lâ ilahe
illallah'ı" telkin ediniz. Çünkü ölüm halinde onu söyleyen bir mümini
bu
kelime Cehennem'den kurtarır".
"Son sözü La ilahe
illallah olan kimse Cennet'e girer"
Hastanın
yanında şehadet getirilir ki, o da
hatırlayıp şehadet getirsin. Yoksa ısrarla, sen de yap denilmez. Zira o
anda zor bir durumdadır. Ona yeni bir zorluk çıkarmamalıdır. Bir defa
da
söylese yeterli olur. Bu telkini hastanın sevdiği birisi
yapmahdır.
Amaç, hastada isteksizlik uyandırmamaktır.
Kişi
vefat
edince ağzı kapatılır, bir bez
ile çenesi başından bağlanır. Gözleri yumulur. Eller yanlarına
getirilir.
Bunu yaparken de şu dua okunabilir:
"Bismillahi ve ala
milleti rasülih. Allahümme yessir aleyhi emrahu ve sehhil aleyhi ma
ba'dehü
ve es'idhu bi likaike vec'al ma harace ileyhi hayran mimma harace
anhu".
Anlamı:
"Allah'ın ismiyle ve Resulullah'ın
dini üzerinde olsun. Allah'ım, onun işini kolaylaştır, bundan sonrasını
ona kolay eyle, onu seni görmekle mutlu eyle. Dünyadan kendisi için
çıkanı,
kendisinin çıktığı şeylerden hayırlı eyle".
Sonra
ölünun
üstüne bir örtü çekilir. Öldükten
sonra yıkanıncaya kadar yanında Kur'an okumak mekruhtur. Öldüğü
iyice anlaşılınca hemen yıkanır.
Ölümün
ne zaman
nerede olacağı
bilinebilinir
mi?
İnsan ne zaman
ve
nerede öleceğini bilmez.
Kur'an-ı
Kerim'de şöyle buyurulur: "Kıyametin kopma zamanına ait bilgi
şüphesiz
Allah nezdindedir. Yağmuru o indirir, Rahimlerde olanı o bilir, hiç bir
kimse yarın ne kazanacağını bilmez hiç bir kimse hangi yerde öleceğini
bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır" (Lokmân,
31/34).
Biriz
Biz
|
Kaynaklar:
1) Âl-i İmrân,
185 
2) İsrâ,
99
3) Enbiyâ,
34
4) Rahmân,26
5) Mülk,
2
6) Zâriyât,
51/56 
7)
Âl-i
İmran, 145
8) Nisâ,
78 
9) A'raf
172
10) Elmalı Tefsiri
11) Ölüm, Hamdi Dündüren,
Şamil
İslam
Ansiklopedisi
|
|
|

|

|

|

|
|