|
ÇEŞİT çeşit din büyüğü vardır. Bunlardan iki
sınıfı sayayım:
BİRİNCİSİ: Gerçek İslâm büyükleridir. Din âlimi
olabilir, tarikat şeyhi olabilir, fikir ve aksiyon adamı olabilir,
diliyle ve
kalemiyle cihad yapan olabilir...Hangi mezheb, meşreb, tarikat mensubu
olurlarsa olsunlar Müslümanların geneli bunları sever, sayar, onlara
hayır dua
eder, benimser.
İKİNCİSİ: Din büyüğü değil CEMAAT BÜYÜĞÜ
olanlar. Bunlar kendi bağlıları tarafından çok sevilen, çok tutulan,
bazısı
göklere çıkartılan kişilerdir. Cemaat dışında kotaları yüksek değildir.
Bu
adamların reklâma büyük ihtiyaçları vardır. Bağlılardan, taraftarlardan
ve
halktan toplanan “dinî hizmet paralarının” bir kısmı ile bunların
reklâmı
yapılır.
Merhum Mehmed Zâhid Kotku hazretleri
gerçek bir din büyüğü idi. Dünyayı sevmez, dünya zenginliklerinden,
nefsi
okşayacak şeylerden hoşlanmazdı. Genellikle herkes de onu sever ve
sayardı.
Bazıları zamanımızda Bediüzzaman hazretlerini
bir cemaat büyüğü, “Nurcuların Büyüğü” gibi göstermek istiyorsa da o
mübarek
zat da bir İslâm büyüğü idi. Dünyayı, nefs-i emmâresini, parayı,
şöhreti
ayakları altına almıştı. Aklı fikri, işi gücü imana, İslâm’a, Kur’ân’a,
Şeriata, Sünnete, Ümmete hizmet etmekti. Onun en büyük özelliği paradan
uzak
durması, o büyük fütuhatı (biiznillah) parasız yapmış olmasıdır. Zaten
dinî ve
imanî hizmetlerin içine para karıştı mı şeytan da karışır, ihlâs elden
gider.
Mehmed Zâhid Efendi, Bediüzzaman gibi başkaları
da vardı. Sultanahmed Camii imamı ve hatibi Gönenli Mehmed Efendi
gerçek
bir İslâm büyüğü idi. O’nu herkes sayardı, O’na herkes hürmet ederdi.
Kendisine
getirilen hayır ve hasenat paralarını o günün yatsı namazına kadar
sahiplerine,
hakkedenlere ulaştırırdı.
Merhum muallim Mahir İz, gerçek bir
İslâm büyüğü idi. Onun para ile muamelesini anlatmak için şunu söylemem
yeter:
Her ay maaşını aldığı vakit, bunun kırkta birini tasadduk ederdi.
Halbuki bu
paradan zekat vermesi gerekmezdi. O sâlih ve muttaki bir Müslüman
olduğu için
böyle yapardı. Garik-i rahmet olsun!
Kişi bir tarikatin, bir cemaatin başında olarak da
İslâm büyüğü olabilir. Lâkin bunun için bazı şartlar vardır:
(1) Din, iman, Kur’ân, mukaddesat adına para
toplamayacak. Bir din büyüğü her hâl ü kârda bir ticarethane veya
holding
sahibi gibi hareket edemez.
(2) Benlik sahibi olmayacak. Din büyüğü, nefs-i
emmaresi ile cihad yapar, ona galib gelir, onu sıkıca bağlar, frenler.
(3) Din büyüğü şöhret delisi değildir. Şöhreti
âfet bilir, ona kesinlikle talib olmaz. Müslümanlardan toplanan
paralarla kendi
reklâmını yaptıran, kendi nefs-i emmâresini tatmin eden kimse nasıl
büyük
olabilir?
Din büyüğü nefsine dönük olmaz. O hizmete,
dâvete, tebliğe, islaha, müjdelemeye, uyarmaya dönüktür.
Gerçek din büyüğü, doğru da olsa övgülerden
hoşlanmaz. Doğru olan tenkitlere açıktır, onlara kızmaz köpürmez.
Yanlış ve
haksız tenkitleri de sabır ve tahammülle karşılar.
Din büyüğü olmayıp da cemaat büyüğü olanlar
hizmet eder, hizmet üretir gibi görünseler de gerçekte hezimet
üretirler.
Kur’ân’a ve Sünnete aykırı olan her şey
hederdir.
Gerçek bir din büyüğü asla ve asla ictihada
yeltenmez. Ehl-i Sünnet ve Cemaat yolundan gider, o dairenin içinde
bulunur.
Gerçek din büyüğünde İslâm’ın usûlüne
(asıllarına temellerine) aykırı hiçbir taraf yoktur. Dini bir bütün
olarak
kabul eder, bir bütün olarak elde tutar ve korur.
Gerçek din büyüğü ben ben ben demez. Biz der.
Bu yazımda fitne ve fesat çıkmaması için
yaşayan din büyüklerinden ve cemaat büyüklerinden bahs etmedim.
Müslümanlar kurtulmak
istiyorlarsa din büyüklerinin eteklerine sarılsınlar. Din büyüğü
olmayıp da
CEMAAT büyüğü olanlardan yüz çevirsinler.
Mehmet
Şevket Eygi
Milli Gazete
20.01.2007
|