|
|
Enam
Suresi
Tefsir
İçin Ayet Numaralarını Tıklayınız |
|
| Sûrenin bazı âyetlerinde Arapların kurban edilen
hayvanlarla
ilgili birtakım gelenekleri kınandığı için sûreye En'am sûresi
denmiştir.
En'am; koyun, keçi, deve, sığır ve manda cinslerini bir arada ifade
eden
bir kelimedir. |
| Rahman
Rahim olan Allah'ın adıyla |
|
|
1.Hamd,
gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı (nuru) kılan
Allah'adır. (Bundan) Sonra bile, inkar edenler, Rablerine (birtakım
varlıkları ve güçleri) denk tutuyorlar.
2.Sizi çamurdan yaratan, sonra
bir ecel belirleyen O'dur. Adı konulmuş ecel, O'nun Katındadır. Sonra
siz (yine) kuşkuya kapılıyorsunuz.
3.Göklerde ve
yerde Allah O'dur. Gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da
bilir.
4.Onlara Rablerinin ayetlerinden
bir ayet gelmeyiversin, mutlaka ondan yüz çevirirler.
|
|
5.
Kendilerine hak gelince, onu yalanladılar; fakat
alaya
aldıklarının haberleri onlara gelecektir.
6.Kendilerinden önce nice
nesilleri yıkıma uğrattığımızı görmüyorlar mı? Biz, sizi yerleşik
kılmadığımız bir biçimde onları yeryüzünde (büyük bir güç ve servetle)
yerleşik kıldık; gökten üzerlerine sağanak (bol yağmurlar) yağdırdık,
nehirleri de altlarından akar yaptık. Ama günahları nedeniyle Biz
onları yıkıma uğrattık ve arkalarından başka nesiller (inşa edip) var
ettik.
7.Biz kitabı üzerine yazılı bir
kağıtta göndersek ve onlar elleriyle dokunsalar bile, inkar edenler,
tartışmasız: "Bu apaçık bir büyüden başkası değildir" derler. |
|
8.Ve
derler ki: "Ona bir melek indirilmeli değil miydi?" Eğer bir melek
indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz
açtırılmazdı.
9.Onu eğer bir
melek kılsaydık, elbette erkek (suretinde bir melek) kılardık ve
mutlaka katmakta oldukları (şüpheleri) yine katardık.
10.Andolsun, senden önceki
elçiler de alaya alındı da alaya aldıkları şey, onlardan maskaralık
yapanları çepeçevre kuşatıverdi.
11.De ki: "Yeryüzünde gezip
dolaşın, sonra yalanlayanların sonu nasıl oldu, bir görün."
|
|
12.De
ki: "Göklerde ve yerde olanlar kimindir?" De ki: "Allah'ındır." O,
rahmeti Kendi üzerine yazdı. Sizi kendisinde şüphe olmayan kıyamet
gününde elbette toplayacaktır. Nefislerini hüsrana uğratanlar, işte
onlar inanmayanlardır.
13.Geceleyin ve gündüzün barınan
herşey O'nundur. O, işitendir, bilendir.
14.De ki: "O, gökleri ve yeri
yaratırken ve O, (hep) besleyen (hiç) beslenmezken, ben Allah'tan
başkasını mı veli edineceğim?" De ki: "Bana gerçekten Müslüman
olanların ilki olmam emredildi ve: Sakın müşriklerden olma." (denildi.)
15.De ki: "Şüphesiz ben, Rabbime
isyan edersem o büyük günün azabından korkarım."
16.O gün, kim ondan (azaptan)
alıkonursa, elbette, O, onu esirgemiştir. İşte apaçık olan 'kurtuluş ve
mutluluk' budur.
|
|
17. Şayet Allah sana bir zarar
dokunduracak olursa, O'ndan başka bunu giderecek yoktur. Sana bir
iyilik dokunduracak olursa da O, herşeye güç yetirendir.
18.O,
kulları üzerinde kahredici
olandır. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
19.De ki:
"Şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?" De ki: "Allah benimle
sizin aranızda şahiddir. Sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam
için bana şu Kur'an vahyedildi. Gerçekten Allah'la beraber başka
ilahların da bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" De ki: "Ben
şehadet etmem." De ki: "O, ancak bir tek olan İlah'tır ve gerçekten
ben, sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım." |
|
20.Bizim kendilerine
kitap verdiklerimiz, onu, çocuklarını tanır gibi tanırlar. Kendilerini
hüsrana uğratanlar; işte onlar inanmayanlardır.
21.Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden veya O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir?
Hiç şüphesiz o zalimler kurtuluşa eremezler.
22.Onların tümünü toplayacağımız
gün; sonra şirk koşanlara diyeceğiz ki: "Nerede (o bir şey) sanıp da
ortak koştuklarınız?"
23.(Bundan) Sonra onların:
"Rabbimiz olan Allah'a andolsun ki, biz müşriklerden değildik"
demelerinden başka bir fitneleri olmadı (kalmadı.)
24.Bak, kendilerine karşı nasıl
yalan söylediler ve düzmekte oldukları da kendilerinden
kaybolup-uzaklaştı.
|
|
25.Onlardan
seni dinleyenler vardır; oysa Biz, onu kavrayıp anlamalarına (bir engel
olarak) kalpleri üzerine kat kat örtüler ve kulaklarında bir ağırlık
kıldık. Onlar, hangi 'apaçık-belgeyi' görseler, yine ona inanmazlar.
Öyle ki, o inkar etmekte olanlar, sana geldiklerinde, seninle
tartışmaya girerek: "Bu, öncekilerin uydurma masallarından başka bir
şey değildir" derler.
26.
Onlar, hem ondan alıkoyarlar, hem kendileri kaçarlar. Onlar, yalnızca
kendi nefislerinden başkasını yıkıma uğratmazlar ama şuurunda
değildirler.
27.Ateşin üstünde
durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir
daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve
mü'minlerden olsaydık." |
|
28.Hayır,
önceden saklı tuttukları kendilerine açıklandı. Şayet (dünyaya) geri
çevrilseler bile, kendisinden sakındırıldıkları şeylere şüphesiz yine
döneceklerdir. Çünkü onlar, gerçekten kafirlerdir.
29.Onlar
dediler ki: "Bu dünya hayatımızdan başkası yoktur. Ve bizler
diriltilecek değiliz."
30.Rablerinin
karşısında durdurulduklarında onları bir görsen: (Allah:) "Bu, gerçek
değil mi?" dedi. Onlar: "Evet, Rabbimiz hakkı için" dediler. (Allah:)
"Öyleyse inkar edegeldikleriniz nedeniyle azabı tadın" dedi.
3l.Allah'a kavuşmayı yalan
sayanlar, doğrusu hüsrana uğramışlardır. Öyle ki, saat (kıyamet günü)
apansız onlara geliverince, günahlarını sırtlarına yüklenerek: "Onda
(dünyada) sorumsuzca yaptıklarımızdan dolayı yazıklar olsun bize…"
derler. Dikkat edin, o işleyip-yüklendikleri ne kötüdür.
|
|
32.Dünya
hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası
değildir. Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha
hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?
33.Kesin olarak biliyoruz ki,
onların söyledikleri seni
gerçekten üzüyor. Doğrusu onlar, seni yalanlamıyorlar, ancak zalimler,
Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar.
34. Andolsun senden önce de
elçiler yalanlandı; onlara,
yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları ve eziyete uğratıldıkları
şeye sabrettiler. Allah'ın sözlerini (va'dlerini) değiştirebilecek
yoktur. Andolsun, gönderilenlerin haberlerinden bir bölümü sana da
geldi.
|
|
35.Eğer
onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, onlara
bir ayet getirmek için yerde bir tünel açmaya veya göğe bir merdiven
dayamaya gücün yetiyorsa (yap). Eğer Allah dileseydi, onların tümünü
hidayet üzere toplardı. Öyleyse sakın cahillerden olma.
36.Ancak
dinleyenler icabet eder. Ölüleri (ise,) onları da
Allah diriltir. Sonra O'na döndürülürler. 37-
37."Ona Rabbinden bir ayet
indirilmeli değil miydi?" dediler.
De ki: Şüphesiz Allah, ayet indirmeye güç yetirendir." Ama onların çoğu
bilmezler.
|
|
38.Yeryüzünde
hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş
yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan
bırakmadık, sonra onlar Rablerine toplanacaklardır.
39.Bizim ayetlerimizi
yalan sayanlar karanlıklar içinde
sağırdırlar, dilsizdirler. Allah, kimi dilerse onu şaşırtıp-saptırır,
kimi dilerse de onu dosdoğru yol üzerinde kılar.
40.De ki: "Düşündünüz mü
hiç; eğer size Allah'ın azabı
gelirse ya da saat (kıyamet) gelip çatarsa, Allah'tan başkasını mı
çağıracaksınız? Eğer doğru sözlüler iseniz (çağırın bakalım.)"
41. Hayır, yalnızca O'nu
çağırırsınız, dilerse kendisini
çağırdığınız şeyi açar (giderir) ve şirk koşmakta olduklarınızı
unutursunuz.
42.Andolsun, senden önceki
ümmetlere (peygamberler) gönderdik
de onları dayanılmaz zorluk (yoksulluk) ve sıkıntılarla çeviriverdik.
Umulur ki yalvarırlar diye.
|
|
43.
Onlara, zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez
miydi? Ama onların kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yapmakta
olduklarını çekici (süslü) gösterdi.
44.Derken
kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, onların
üzerlerine herşeyin kapılarını açtık. Öyle ki kendilerine verilen
şeylerle 'sevince kapılıp şımarınca', onları apansız yakalayıverdik.
Artık onlar umutları suya düşenler oldular.
45.Böylece zulmeden topluluğun
kökü kurutuldu. Hamd,
alemlerin Rabbi olan Allah'adır.
|
|
46.De
ki: "Düşündünüz mü hiç; eğer Allah sizin işitmenizi ve
görmenizi alıverir ve kalplerinizi mühürlerse, onları size Allah'tan
başka getirebilecek ilah kimdir?" Bak, Biz nasıl ayetleri 'çeşitli
biçimlerde açıklıyoruz da' sonra onlar (yine) sırt
çevirip-engelliyorlar?
47.De ki: "Düşündünüz mü hiç;
size Allah'ın azabı apansız ya
da açıktan geliverirse, zulme sapan kavimden başkası mı yıkıma
uğrayacak?"
48.Biz elçileri müjde vericiler
ve uyarıp-korkutucular
olmaktan başka (bir nedenle) göndermiyoruz. Şu halde kim iman ederse ve
(davranışlarını) düzeltirse, artık onlar için korku yoktur, onlar
mahzun da olmayacaklardır.
49.Ayetlerimizi yalanlayanlara,
fıska sapmalarından dolayı
azap dokunacaktır.
|
|
50.De
ki: "Size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum,
gaybı da bilmiyorum ve ben size bir meleğim de demiyorum. Ben, bana
vahyedilenden başkasına uymam." De ki: "Kör olanla, gören bir olur mu?
Yine de düşünmeyecek misiniz?"
51.Rablerine (götürülüp)
toplanacaklarından korkanları onunla
(Kur'an'la) uyarıp-korkut; onlar için ondan başka ne velileri vardır ne
şefaatçileri. Umulur ki korkup-sakınırlar.
52.Sabah akşam -O'nun
yüzünü (rızasını) dileyerek- Rablerine
dua edenleri kovma. Onların hesabından senin üzerinde bir şey
(yükümlülük), senin hesabından da bir şey (yükümlülük) yoktur ki onları
kovman gereksin. Yoksa zalimlerden olursun.
|
|
53.Böylece:
"Allah içimizden bunlara mı lütufta bulundu?"
demeleri için onlardan bazısını bazısıyla denedik. Allah, şükredenleri
daha iyi bilen değil mi?
54.Bizim ayetlerimize iman
edenler sana geldiklerinde, onlara
de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz rahmeti Kendi üzerine yazdı ki,
içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve
(kendini) ıslah ederse şüphesiz, O, bağışlayandır, esirgeyendir."
55.Suçlu-günahkarların yolu
apaçık ortaya çıksın diye,
ayetlerimizi işte böyle birer birer açıklıyoruz.
56.De ki: "Ben, sizin Allah'tan
başka tapmakta olduklarınıza
tapmaktan nehyedildim." De ki: "Ben sizin heva (istek ve tutku)larınıza
uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan
olurum."
|
|
57.De
ki: "Ben, gerçekten Rabbimden kesin bir belge
üzerindeyim, siz ise onu yalanladınız. Sizin kendisine acele ettiğiniz
(azap) yanımda değildir. Hüküm yalnızca Allah'ındır. O, doğru haberi
verir ve O, ayırt edenlerin en hayırlısıdır."
58.De
ki: "Kendisine acele etmekte olduğunuz şey benim
yanımda olsaydı, benimle aranızda iş elbette bitirilmiş olurdu. Allah
zulmedenleri en iyi bilendir.
59.Gaybın anahtarları O'nun
Katındadır, O'ndan başka hiç
kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O,
bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane,
yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve herşey) apaçık bir kitaptadır.
|
|
60.Sizi geceleyin öldüren (uyutan) ve gündüzün 'güç
yetirip
etkilemekte (yapıp kazanmakta) olduklarınızı' bilen, sonra adı konulmuş
ecel doluncaya kadar onda sizi dirilten (uyandıran) O'dur. Sonra 'en
son dönüşünüz' O'nadır. Sonra yapmakta olduklarınızı size O haber
verecektir.
61.O, kulları üzerinde
kahredici (kahhar) olandır. Size
koruyucular gönderiyor. Sonunda sizden birinize ölüm gelip çattığı
zaman, elçilerimiz onun 'hayatına son verirler.' Onlar (bu işte, ne
eksik ne fazla) kusur etmezler.
62.Sonra gerçek mevlaları olan
Allah'a döndürülürler.
Haberiniz olsun; hüküm yalnızca O'nundur. Ve O, hesap görenlerin en
süratli olanıdır.
|
 |
63.De
ki: "Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim
kurtarmaktadır ki, siz (açıktan ve) gizliden gizliye ona yalvararak dua
etmektesiniz: -Andolsun, bizi bundan kurtarırsan, gerçekten
şükredenlerden oluruz."
64.De ki: "Ondan ve her türlü
sıkıntıdan sizi Allah
kurtarmaktadır. Sonra siz yine şirk koşmaktasınız."
65.De ki: "O, size üstünüzden ya
da ayaklarınızın altından
azap göndermeye veya sizi parça parça birbirinize kırdırıp kiminizin
şiddetini kiminize taddırmaya güç yetirendir." Bak, iyice
kavrayıp-anlamaları için ayetleri nasıl çeşitli biçimlerde açıklıyoruz?
66.Senin kavmin, O (Kur'an) hak
iken onu yalanladı. De ki:
"Ben, üzerinize bir vekil değilim."
|
|
67.Her
bir haber için 'kararlaştırılmış bir zaman (müstakar)'
vardır. Siz de bileceksiniz.
68.Ayetlerimiz konusunda 'alaylı
tartışmalara dalanlar:'
-onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana
unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden
toplulukla beraber oturma.
69.Korkup-sakınanlar üzerinde
onların hesabından herhangi bir
şey (sorumluluk) yoktur. Ancak (bu,) bir hatırlatmadır. Umulur ki
sakınırlar.
|
|
70.Dinlerini
bir oyun ve eğlence (konusu) edinenleri ve dünya
hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur'an'la) hatırlat
ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; (böylesinin)
Allah'tan başka ne bir velisi, ne bir şefaatçisi vardır; her türlü
fidyeyi verse de kabul olunmaz. İşte onlar, kazandıkları nedeniyle
helake uğrayanlardır; küfre saptıklarından dolayı onlar için çılgınca
kaynar sular ve acıklı bir azap vardır.
71.De ki: "Bize yararı ve zararı
olmayan Allah'tan başka
şeylere mi tapalım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra, şeytanların
ayartarak yerde şaşkınca bıraktıkları, arkadaşlarının da: "Doğru yola,
bize gel" diye kendisini çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde
gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Hiç şüphesiz Allah'ın yolu, asıl
yoldur. Ve biz alemlerin Rabbine (kendimizi) teslim etmekle emrolunduk."
|
|
72.Bir
de: "Namazı kılın ve O'ndan korkup-sakının (diye de
emrolunduk.) Huzuruna (götürülüp) toplanacağınız O'dur."
73.O, gökleri ve yeri hak olarak
yaratandır. O'nun "ol"
dediği gün (herşey) oluverir, O'nun sözü haktır. Sur'a üfürüldüğü gün,
mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve
hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.
74. Hani İbrahim, babası Azer'e
(şöyle) demişti: "Sen putları
ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir
sapıklık içinde görüyorum."
|
|
75.Böylece
İbrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması
için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
76.Gece, üstünü örtüp bürüyünce
bir yıldız görmüş ve demişti
ki: "Bu benim Rabbimdir." Fakat (yıldız) kayboluverince: "Ben
kaybolup-gidenleri sevmem" demişti.
77.Ardından Ay'ı, (etrafa
aydınlık saçarak) doğar görünce:
"Bu benim Rabbim" demiş, fakat o da kayboluverince: "Andolsun" demişti,
"Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar
topluluğundan olurum."
78.Sonra Güneş’i (etrafa ışıklar
saçarak) doğar görünce:
"İşte bu benim Rabbim, bu en büyük" demişti. Ama o da kayboluverince,
kavmine demişti ki: "Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta
olduklarınızdan uzağım."
|
|
79."Gerçek
şu ki, ben bir muvahhid olarak yüzümü gökleri ve
yeri yaratana çevirdim. Ve ben müşriklerden değilim."
80.Kavmi onunla
çekişip-tartışmaya girdi. Dedi ki: "O beni
doğru yola erdirmişken, siz benimle Allah konusunda çekişip-tartışmaya
mı girişiyorsunuz? Sizin O'na şirk koştuklarınızdan ben korkmuyorum,
ancak Allah'ın benim hakkımda bir şey dilemesi başka. Rabbim, ilim
bakımından herşeyi kuşatmıştır. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?"
81."Hem siz, O’nun haklarında
hiçbir delil indirmediği
şeyleri Allah’a ortak koşmaktan korkmazken, ben nasıl sizin şirk
koştuklarınızdan korkarım? Şu halde 'güvenlik içinde olmak bakımından'
iki taraftan hangisi daha hak sahibidir? Eğer bilebilirseniz."
|
|
82.İman
edenler ve imanlarını zulümle karıştırmayanlar, işte
güvenlik onlar içindir ve onlar hidayete ermişlerdir.
83.Bu, İbrahim'e, kavmine karşı
verdiğimiz delilimizdir. Biz,
dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin, hüküm ve
hikmet sahibidir, bilendir.
84.Ve ona İshak'ı ve Yakub'u
armağan ettik, hepsini hidayete
eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı,
Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik
yapanları işte böyle ödüllendiririz.
85. Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete
eriştirdik.) Onların hepsi salihlerdendir.
|
|
86.İsmail'i,
Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete
eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık.
87. Babalarından, soylarından ve
kardeşlerinden, kimini
(bunlara kattık); onları da seçtik ve dosdoğru yola yöneltip-ilettik.
88.Bu, Allah'ın hidayetidir;
kullarından dilediğini bununla
hidayete erdirir. Onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün
yapıp-ettikleri 'onlar adına' boşa çıkmış olurdu.
89.Bunlar, kendilerine kitap,
hikmet ve peygamberlik
verdiklerimizdir. Eğer bunları tanımayıp-küfre sapıyorlarsa, andolsun,
Biz buna (karşı) inkara sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır.
|
 |
90.İşte
Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu
hidayetlerine uy. De ki: "Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum.
O (Kur'an), alemlere bir 'öğüt ve hatırlatmadan' başkası değildir."
91.Onlar: "Allah, beşere hiçbir
şey indirmemiştir" demekle Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir
edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak
getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir
kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi?
Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki:
"Allah." Sonra onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında'
oyalanıp-dursunlar.
|
|
92.İşte
bu (Kur'an), önündekileri doğrulayıcı ve şehirler anası (Mekke) ile
çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz kutlu Kitap’tır. Ahirete
iman edenler buna inanırlar. Onlar
namazlarını (özenle) koruyanlardır.
93.Allah'a karşı yalan uydurup
iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “Bana da
vahy geldi" diyen ve "Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben
indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün
'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara:
"Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı
haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz
çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz"
(dediklerinde) bir görsen...
|
|
94.Andolsun,
sizi ilk defa yarattığımız gibi (bugün de) 'teker teker, yapayalnız ve
yalın (bir tarzda)' Bize geldiniz ve size lütfettiklerimizi arkanızda
bıraktınız. İçinizden, gerçekten ortaklar olduklarını sandığınız
şefaatçilerinizi şimdi yanınızda görmüyoruz. Andolsun, aranızdaki
(bağlar) parçalanıp-koparılmıştır ve haklarında zanlar besledikleriniz
sizlerden uzaklaşmıştır.
95.Taneyi
ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü
de diriden çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da
çevriliyorsunuz?
96.O, sabahı yarıp çıkarandır.
Geceyi bir sükun (dinlenme), Güneş ve Ay'ı bir hesap (ile) kıldı. Bu,
üstün ve güçlü olan, bilen Allah'ın takdiridir.
|
|
97.O,
karanın ve denizin karanlıklarından yolunuzu bulmanız
için size yıldızları var edendir. Bilebilen bir topluluk için Biz
ayetleri birer birer (bölüm bölüm) açıkladık.
98.O, sizi tek bir nefisten
yaratandır. (Sizin için) Bir
karar (kalış) ve emanet (olarak konuluş) yeri vardır. Kavrayabilen bir
topluluk için ayetleri birer birer açıkladık.
99.O, gökten su indirendir.
Bununla herşeyin bitkisini
bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne bindirilmiş
taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere sarkmış
salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden, zeytinden ve
nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve olgunluğa
eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için bunda
gerçekten ayetler vardır. |
|
100.Cinleri
Allah'a ortak koştular. Oysa onları O
yaratmıştır. Bir de hiçbir bilgiye dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar
yakıştırıp-uydurdular. O ise nitelendiregeldikleri şeylerden Yücedir,
uzaktır.
101.Gökleri ve yeri bir örnek
edinmeksizin yaratandır. O'nun
nasıl bir çocuğu olabilir? O'nun bir eşi (zevcesi) yoktur. O, herşeyi
yaratmıştır. O, herşeyi bilendir.
102.İşte Rabbiniz olan Allah
budur. O'ndan başka İlah yoktur.
Herşeyin Yaratıcısı'dır, öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde
bir vekildir.
|
|
103.Gözler
O'nu idrak edemez; O ise bütün gözleri idrak eder.
O, latif olandır, haberdar olandır.
104.Gerçek şu ki size
Rabbinizden basiretler gelmiştir. Kim
basiretle - görürse kendi lehine, kim de kör olursa (görmek istemezse)
kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinizde gözetleyici değilim.
105.İşte Biz, ayetleri çeşitli
biçimlerde böyle açıklıyoruz.
Öyle ki sana: "Sen ders almışsın" desinler ve Biz de bilebilen bir
topluluğa onu açıkça göstermiş olalım.
106.Rabbinden sana vahyedilene
uy. O'ndan başka İlah yoktur.
Ve müşriklerden yüz çevir.
107.Eğer Allah dileseydi onlar
şirk koşmazdı. Biz seni onlar
üzerinde bir gözetleyici kılmadık; sen onlar üzerinde bir vekil
değilsin. |
|
108.Allah'tan
başka yalvarıp-yakardıklarına (taptıklarına)
sövmeyin; sonra onlar da haddi aşarak bilmeksizin Allah'a söverler.
İşte böyle, Biz her ümmete yaptıklarını süslü (çekici) gösterdik, sonra
onların son varışları Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını onlara
haber verecektir.
109.Olanca yeminleriyle, eğer
kendilerine bir ayet gelse,
kesin olarak ona inanacaklarına dair Allah'a yemin ettiler. De ki:
"Ayetler, ancak Allah Katındadır; onlara (mucizeler) gelse de kuşkusuz
inanmayacaklarının şuurunda değil misiniz?
110.Biz onların kalplerini ve
gözlerini, ilkin inanmadıkları
gibi tersine çeviririz ve onları tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir
durumda terk ederiz. |
|
111.Gerçek
şu ki, Biz onlara melekler indirseydik, onlarla
ölüler konuşsaydı ve herşeyi karşılarına toplasaydık, -Allah'ın
dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu
cahillik ediyorlar.
112.Böylece
her peygambere,
insan ve cin şeytanlarından bir
düşman kıldık. Onlardan bazısı bazısını aldatmak için yaldızlı sözler
fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Öyleyse onları yalan
olarak düzmekte olduklarıyla baş başa bırak.
113.Bir
de ahirete inanmayanların kalpleri ona meyletsin de
ondan (bu yaldızlı ve içi çarpık sözlerden) hoşlansınlar ve yüklenmekte
olduklarını yüklenedursunlar.
|
|
114.Allah'tan
başka bir hakem mi
arayayım? Oysa O, size
kitabı açıklanmış olarak indirmiştir. Kendilerine kitap verdiklerimiz,
bunun gerçekten Rabbinden hak olarak indirilmiş olduğunu
bilmektedirler. Şu halde, sakın kuşkuya kapılanlardan olma.
115.Rabbinin sözü, doğruluk
bakımından da, adalet bakımından
da tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, işitendir,
bilendir.
116.Yeryüzünde olanların
çoğunluğuna uyacak olursan, seni
Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve
onlar ancak 'zan ve tahminle yalan söylerler.'
117.Şüphesiz Rabbin, Kendi
yolundan sapanları daha iyi bilir.
O, dosdoğru yolda olanları daha iyi bilendir. |
|
118.Eğer
O'nun ayetlerine inanıyorsanız, artık üzerinde
yalnızca Allah'ın ismi anılanlardan yiyin.
119.Ne oluyor ki size,
kaçınılmaz bir ihtiyaçla karşı karşıya
kalmanız dışında, O, size haram kıldıklarını ayrı ayrı açıklamışken,
üzerinde Allah'ın ismi anılan şeyleri yemiyorsunuz? Gerçekten çoğu, bir
ilim olmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larıyla (kimilerini)
saptırıyorlar. Şüphesiz, senin Rabbin haddi aşanları en iyi bilendir.
120.Günahın
açıkta olanını da, gizlisini de terk edin. Çünkü
günahı kazananlar, yüklenegeldikleri nedeniyle karşılık göreceklerdir.
|
|
121.Üzerinde
Allah'ın isminin anılmadığı şeyi yemeyin; çünkü
bu fısk'tır (yoldan çıkıştır). Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele
etmeleri için kendi dostlarına gizli-çağrılarda bulunurlar. Onlarla
itaat ederseniz şüphesiz siz de müşriklersiniz.
122.Ölü iken
kendisini dirilttiğimiz ve insanlar içinde
yürümesi için kendisine bir nur verdiğimiz kimsenin durumu,
karanlıklarda kalıp oradan bir çıkış bulamayanın durumu gibi midir?
İşte, kafirlere yapmakta oldukları böyle 'süslü ve çekici'
gösterilmiştir.
123.Böylece Biz, her ülkenin
önde gelenlerini -orada hileli-
düzenler kursunlar diye- oranın suçlu-günahkarları kıldık. Oysa onlar,
hileli-düzeni ancak kendilerine kurarlar da bunun şuuruna varmazlar.
|
|
124.Onlara
ne zaman bir ayet gelse, derler ki: "Allah'ın
elçilerine verilenin bir benzeri bize de verilene kadar biz kesin
olarak inanmayacağız." Allah, elçiliğini nereye vereceğini daha iyi
bilir. Bu, suçlu-günahkarlara, kurdukları hileli-düzenleri nedeniyle
şiddetli bir azap ve Allah Katında bir küçüklük isabet edecektir.
125.Allah,
kimi hidayete
erdirmek isterse, onun göğsünü
İslam'a açar; kimi saptırmak isterse, onun göğsünü, sanki göğe
yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenlerin
üstüne işte böyle pislik çökertir.
126.Bu, Rabbinin dosdoğru
yoludur. Öğüt alıp düşünmesini
bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıkladık.
127.Onlar için Rableri Katında
barış yurdu vardır ve O,
yapmakta oldukları dolayısıyla onların velisidir.
|
|
128.Onların
tümünü toplayacağı gün: "Ey cin topluluğu
insanlardan çoğunu (ayartıp kendinize kullar) edindiniz" (diyecek).
İnsanlardan onların dostları derler ki: "Rabbimiz, kimimiz kimimizden
yararlandı ve bizim için tespit ettiğin süreye ulaştık." (Allah)
Diyecek ki: "Allah'ın dilediği dışta olmak üzere, ateş sizin içinde
süresiz kalacağınız konaklama yerinizdir." Şüphesiz Rabbin, hüküm ve
hikmet sahibi olandır, bilendir.
129.Böylece Biz, kazandıkları
dolayısıyla zalimlerin bir
kısmını bir kısmının başına geçiririz.
130.Ey cin ve insan topluluğu,
içinizden size ayetlerimi
aktarıp-okuyan ve bu karşı karşıya geldiğiniz gününüzle sizi
uyarıp-korkutan elçiler gelmedi mi? Onlar: "Nefislerimize karşı şehadet
ederiz" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve gerçekten kafir
olduklarına dair kendi nefislerine karşı şehadet ettiler.
|
|
131.Bu,
halkı habersizken, Rabbinin ülkeleri zulüm ve helak
edici olmadığındandır.
132.Yapmakta oldukları
dolayısıyla her biri için dereceler
vardır. Rabbin, onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.
133.Rabbin, hiçbir şeye ihtiyacı
olmayan rahmet sahibidir.
Dilerse sizi giderir ve dilerse, sizi bir başka kavmin soyundan (inşa
edip) var ettiği gibi yerinize bir başkasını getirir.
134.Hiç şüphesiz, size vadedilen
mutlaka gelecektir. Ve siz
aciz bırakılacak değilsiniz.
|
|
135.De
ki: "Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz
ben de yapıyorum. Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir,
bilip-öğreneceksiniz. Gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir."
136.O'nun üretip-türettiği ekin
ve hayvanlardan Allah için
bir pay ayırdılar, sonra kendi zanlarınca: "Bu Allah'ındır, bu da
ortaklarımızındır" dediler. Kendi ortakları için olan (pay), Allah
tarafına geçmez, ama Allah'a ait olan kendi ortaklarının tarafına
(payına) geçer. Ne kötü hüküm veriyorlar?
137.Yine bunun gibi onların
ortakları, müşriklerden çoğuna
çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler. Hem onları helake düşürmek,
hem kendi aleyhlerinde dinlerini karmakarışık kılmak için. Allah
dileseydi bunu yapmazlardı; sen onları ve düzmekte oldukları iftiraları
bırak.
|
|
138.
Ve kendi zanlarınca dediler ki: "Bu hayvanlar ve
ekinler
dokunulmazdır. Onları bizim dilediklerimiz dışında başkası yiyemez.
(Şu) Hayvanların da sırtları haram kılınmıştır." Öyle hayvanlar vardır
ki, -O'na iftira etmek suretiyle- üzerlerinde Allah'ın ismini anmazlar.
Yalan yere iftira düzmekte olduklarından dolayı O, cezalarını
verecektir.
139.Bir de dediler ki: "Bu
hayvanların karınlarında olan,
yalnızca bizim erkeklerimize aittir, eşlerimize ise haramdır. Eğer o,
ölü doğarsa onlar da bunda ortaktırlar." Allah, (bu) düzmelerinin
cezasını verecektir. Şüphesiz O, hüküm sahibi olandır, bilendir.
|
|
140.Çocuklarını
hiçbir bilgiye dayanmaksızın akılsızca
öldürenler ile Allah'a karşı yalan yere iftira düzüp Allah'ın
kendilerine rızık olarak verdiklerini haram kılanlar elbette hüsrana
uğramışlardır. Onlar, gerçekten şaşırıp sapmışlardır ve doğru yolu
bulamamışlardır.
141.Asmalı ve asmasız bahçeleri,
hurmaları ve tadları farklı
ekinleri, zeytinleri ve narları -birbirine benzer ve benzeşmez- yaratan
O'dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad günü hakkını verin;
israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
142.Sekiz
çift; koyundan iki, keçiden de iki. De ki: "İki
erkeği mi haram kıldı? Yoksa iki dişiyi mi, ya da o iki dişinin
rahimlerinin, kendisini kapsadığı (yavruları) mı? Eğer doğru sözlüler
iseniz bana bir ilimle haber verin." |
|
143.Allah
sekiz çift hayvan yaratmıştır: Koyundan iki ve keçiden iki; de ki: "Iki
erkeği mi, yoksa iki dişiyi mi veya o iki dişinin rahimlerinde bulunan
yavruları mı haram kılmıştır? Doğru sözlü iseniz bana bilgiye dayanarak
cevap verin."
144.Deveden iki, sığırdan da
iki. De ki: "İki erkeği mi haram
kıldı? Yoksa iki dişiyi mi ya da o iki dişinin rahimlerinin, kendisini
kapsadığı (yavruları) mı? Yoksa Allah, bunları sizlere tavsiye ettiği
zaman şahid miydiniz?" Hiçbir bilgiye dayanmaksızın insanları saptırmak
için Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?
Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. |

|
| 145.De
ki: "Bana vahyolunanlar içinde, yiyen bir kimsenin
yiyeceği (şeyler) için, ölü eti, dökülen kan, domuz eti -ki bu
gerçekten murdardır- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk
dışında, haram kılınmış bir şey bulmuyorum. Kim kaçınılmaz bir
ihtiyaçla karşı karşıya kalırsa, -saldırmamak ve haddi aşmamak
şartıyla- (bu sayılanlardan ölmeyecek kadar yiyebilir). Şüphesiz senin
Rabbin bağışlayandır, esirgeyendir. |

|
|
146.Yahudi
olanlara her tırnaklı (hayvanı) haram kıldık.
Sığırlardan ve koyunlardan, sırtlarına veya bağırsaklarına yapışan veya
kemiğe karışanlar dışında iç yağlarını da onlara haram kıldık.
'Azgınlık ve hakka tecavüzde bulunmaları' nedeniyle onları böyle
cezalandırdık. Biz şüphesiz doğru olanlarız. |

|
147.Şayet
seni yalanlayacak olurlarsa, de ki: "Rabbiniz geniş
rahmet sahibidir. O’nun şiddetli çarpması, suçlu-günahkarlar
topluluğundan geri çevrilemez."
|

|
| 148.Şirk
koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz şirk
koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan
öncekiler de, Bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar.
De ki: "Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? Siz
ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak "zan ve tahminle yalan
söylersiniz." |

|
| 149.De
ki: "En 'üstün ve apaçık' delil Allah'ındır. Eğer O
dileseydi elbette tümünüzü hidayete yöneltip-iletirdi." |

|
|
150.De
ki: "Gerçekten Allah'ın bunu haram kıldığına şehadet
edecek şahidlerinizi getirin." Şayet onlar, şehadet edecek olurlarsa
sen onlarla birlikte şehadet etme. Ayetlerimizi yalan sayanların ve
ahirete inanmayanların heva (istek ve tutku)larına uyma; onlar
(birtakım güçleri ve varlıkları) Rablerine denk tutmaktadırlar. |

|
| 151.De ki: "Gelin size
Rabbinizin neleri haram kıldığını
okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne-babaya iyilik edin,
yoksulluk-endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin. -Sizin de, onların da
rızıklarını Biz vermekteyiz- Çirkin-kötülüklerin açığına ve gizli
olanına yaklaşmayın. Hakka dayalı olma dışında, Allah'ın
(öldürülmesini) haram kıldığı kimseyi öldürmeyin. İşte bunlarla size
tavsiye (emr) etti; umulur ki akıl erdirirsiniz." |

|
152."Yetimin
malına, o erginlik çağına erişinceye kadar -o en
güzel (şeklin) dışında- yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı doğru olarak
yapın. Hiçbir nefse, gücünün kaldırabileceği dışında bir şey
yüklemeyiz. Söylediğiniz zaman -yakınınız dahi olsa- adil olun.
Allah'ın ahdine vefa gösterin. İşte bunlarla size tavsiye (emr) etti;
umulur ki öğüt alıp-düşünürsünüz."
153. Bu Benim dosdoğru olan
yolumdur. Şu halde ona uyun. Sizi
O'nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye
etti, umulur ki korkup-sakınırsınız.
|
|
154.Sonra Biz
Musa'ya, iyilik yapanların üzerinde
(nimetimizi) tamamlamak, herşeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet ve
rahmet olarak kitabı verdik. Umulur ki Rablerine kavuşacaklarına
inanırlar.
155.Bu indirdiğimiz mübarek bir
Kitap'tır. Şu halde ona uyun
ve korkup-sakının. Umulur ki esirgenirsiniz.
156."Bizden
önce kitap yalnız iki topluluğa indirildi, biz
ise onların ders gördüklerinden habersizlerdik" dememeniz;
157.Ya da: "Kitap bize de
indirilseydi, elbette onlardan daha
çok doğru yolda olurduk" dememeniz (için) işte size Rabbinizden apaçık
bir belge, bir hidayet ve bir rahmet gelmiştir. Allah'ın ayetlerini
yalanlayandan ve (insanları) ondan alıkoyup-çevirenden daha zalim
kimdir? Ayetlerimizden alıkoyup-çevirenlere, bu 'engelleme ve
çevirmelerinden' dolayı pek çetin bir azapla karşılık vereceğiz. |
|
158.Onlar,
kendilerine meleklerin gelmesini mi, ya da
Rabbinin gelmesini mi veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi
bekliyorlar? Rabbinin ayetlerinden bazılarının geleceği gün, daha önce
iman etmemişse veya imanıyla bir hayır kazanmamışsa hiç kimseye imanı
yarar sağlamaz. De ki: "Bekleyin, Biz de şüphesiz beklemekteyiz."
159.Gerçek şu ki, dinlerini
parça parça edip kendileri de
gruplaşanlar, sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak
Allah'adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir.
|
|
160.Kim
bir iyilikle gelirse, kendisine bunun on katı vardır,
kim bir kötülükle gelirse, onun mislinden başkasıyla cezalandırılmaz ve
onlar haksızlığa uğratılmazlar.
161.De ki: "Rabbim gerçekten
beni doğru yola iletti, dimdik
duran bir dine, İbrahim'in hanif (muvahhid) dinine… O, müşriklerden
değildi."
162.De ki: "Şüphesiz benim
namazım, ibadetlerim, dirimim ve
ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır."
163."O'nun hiçbir ortağı yoktur.
Ben böyle emrolundum ve ben
Müslüman olanların ilkiyim."
|
|
164.De
ki: "O, herşeyin Rabbi iken, ben Allah'tan başka bir
Rab mi arayayım? Hiçbir nefis, kendisinden başkasının aleyhine (günah)
kazanmaz. Günahkar olan bir başkasının günah yükünü taşımaz. Sonunda
dönüşünüz Rabbinizedir. O, size hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz
şeyleri haber verecektir."
165.O sizi yeryüzünün halifeleri
kıldı ve size verdikleriyle
sizi denemek için kiminizi kiminize göre derecelerle yükseltti.
Şüphesiz senin Rabbin, sonuçlandırması pek çabuk olandır ve şüphesiz O,
bağışlayandır, esirgeyendir.
|
|

|

|
|