|
|
Araf
Suresi
Tefsir
İçin Ayet Numaralarını Tıklayınız
|
| A'râf'ta yani cennet ve cehennem ehli
arasındaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan söz edildiği için
sûreye
bu ad verilmiştir. |
| Rahman
Rahim olan Allah'ın adıyla |
 |
1.
Elif,
Lam, Mim, Sad.
2.(Bu,) Bir Kitap'tır ki onunla
uyarman için ve mü'minlere bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse
bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
3.Rabbinizden size indirilene
uyun, O'ndan başka velilere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz?
4.Biz nice ülkeleri yıkıma
uğrattık. Geceleri uyurlarken ya da gündüzün dinlenirlerken Bizim zorlu
azabımız onlara geliverdi.
5.Zorlu azabımız onlara gelince
yakarabildikleri: "Biz gerçekten zulme sapanlardandık" demelerinden
başka olmadı.
|
|
6.Andolsun,
kendilerine (peygamber)
gönderilenlere soracağız ve onlara gönderilenlere (peygamberlere) de
elbette soracağız.
7.Andolsun (yapıp-etmelerini)
onlara
bir ilimle mutlaka haber vereceğiz. Ve Biz gaibler (onlardan uzakta
olan habersizler) de değildik.
8.O gün tartı haktır. Kimin
tartıları
ağır basarsa, işte kurtulanlar onlardır.
9.Kimin tartıları hafif kalırsa,
bunlar da ayetlerimize zulmede geldiklerinden dolayı nefislerini
hüsrana uğratanlardır.
10.Andolsun, sizi
yeryüzünde yerleşik
kıldık ve orda size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz? |
|
11.Andolsun,
Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra
meleklere: "Adem'e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde
ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
12.(Allah) Dedi: "Sana
emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki:
"Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan
yarattın."
13.(Allah:) "Öyleyse oradan in,
orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük
düşenlerdensin."
14.O da: "(İnsanların)
dirilecekleri güne kadar beni
gözle(yip ertele.)" dedi.
15. (Allah:) "Sen
gözlenip-ertelenenlerdensin" dedi.
16.Dedi ki: "Madem öyle, beni
azdırdığından dolayı onlar(ı
insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup)
oturacağım."
|
|
17."Sonra muhakkak önlerinden,
arkalarından, sağlarından ve
sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."
18.(Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış
ve kovulmuş olarak
oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle
dolduracağım."
19.Ve ey Adem, sen ve eşin cennete
yerleş. İkiniz dilediğiniz
yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. |

|
| 20.Şeytan, kendilerinden 'örtülüp
gizlenen çirkin yerlerini'
açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size
bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi
yaşayanlardan kılınmamanız içindir." |

|
21.Ve:
"Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin de
etti.
22.Böylece
onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda
ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet
yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine
seslendi: "Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim? Ve şeytanın sizin
gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?
23.Dediler ki: "Rabbimiz, biz
nefislerimize zulmettik, eğer
bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen, gerçekten hüsrana uğrayanlardan
olacağız."
|
|
24.(Allah)
Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin.
Yeryüzünde belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşim ve meta
(geçim) vardır."
25.Dedi ki: "Orda yaşayacak,
orda ölecek ve oradan
çıkarılacaksınız."
26.Ey Ademoğulları, Biz sizin
çirkin yerlerinizi örtecek bir
elbise ve size 'süs kazandıracak bir giyim' indirdik (var ettik). Takva
ile kuşanıp-donanmak ise, bu daha hayırlıdır. Bu, Allah'ın
ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alıp-düşünürler. |
|
27.Ey
Ademoğulları, şeytan, anne ve babanızın çirkin
yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini sıyırtarak, onları
cennetten çıkardığı gibi sakın sizi de bir belaya uğratmasın. Çünkü o
ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri
görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayacakların dostları kıldık.
28.Onlar, 'çirkin bir
hayasızlık' işlediklerinde: "Biz
atalarımızı bunun üzerinde bulduk. Allah bunu bize emretti" derler. De
ki: "Şüphesiz Allah, 'çirkin hayasızlıkları' emretmez. Bilmediğiniz bir
şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz?"
29.De ki: "Rabbim adaletle
davranmayı emretti. Her mescid
yanında (secde yerinde) yüzlerinizi (O'na) doğrultun ve dini yalnız
Kendisi'ne has kılarak O'na dua edin. "Başlangıçta sizi yarattığı" gibi
döneceksiniz."
30.Kimine hidayet verdi, kimi de
sapıklığı hak etti. Çünkü
bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Ve gerçekten
onları doğru yolda saymaktadırlar. |
|
31.Ey
Ademoğulları, her mescid yanında
ziynetlerinizi
takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
32.De
ki: "Allah'ın kulları için
çıkardığı ziyneti ve temiz
rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman
edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir
topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.
|

|
33.De
ki: "Rabbim yalnızca
çirkin-hayasızlıkları -onlardan
açıkta olanlarını ve gizli olanlarını,- günah işlemeyi, haklı nedeni
olmayan 'isyan ve saldırıyı' kendisi hakkında ispatlayıcı bir delil
indirmediği şeyi Allah’a şirk koşmanızı ve Allah'a karşı bilmediğiniz
şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."
|

|
| 34.Her
ümmet için bir ecel vardır.
Onların ecelleri gelince,
ne bir saat ertelenebilirler ne de öne alınabilirler (tam zamanında
çökerler.) |

|
| 35.Ey
Ademoğulları, içinizden size
ayetlerimi haber veren
elçiler geldiğinde, kim sakınırsa ve (davranışlarını) düzeltirse işte
onlar için korku yoktur, onlar mahzun olmayacaklardır. |

|
| 36.Ayetlerimizi
yalanlayanlar ve
onlara karşı büyüklenenler,
işte onlar ateşin arkadaşlarıdır; onda sonsuzca kalacaklardır. |

|
37.Öyleyse,
Allah’a karşı yalan
uydurup iftira düzenden veya
ayetlerini yalanlayanlardan daha zalim kimdir? Kitaptan kendilerine bir
pay erişecek olanlar bunlardır. Nihayet elçilerimiz, hayatlarına son
vermek üzere kendilerine gittiklerinde onlara diyecekler ki: "Allah'tan
başka taptıklarınız nerede?" "Onlar bizi (yüzüstü) bırakıp-kayboldular"
diyecekler. (Böylelikle) Bunlar, gerçekten kafirler olduklarına kendi
aleyhlerinde şehadet ettiler.
|

|
| 38.(Allah)
diyecek: "Cinlerden ve
insanlardan sizden önce
geçmiş ümmetlerle birlikte ateşe girin." Her bir ümmet girişinde
kardeşini (kendi benzerini) lanetler. Nitekim hepsi birbiri ardınca
orada toplanınca, en sonra yer alanlar, en önde gelenler için:
"Rabbimiz, işte bunlar bizi saptırdı; öyleyse ateşten kat kat
artırılmış bir azap ver diyecekler. (Allah da:) "Hepsi için kat kattır.
Ancak siz bilmezsiniz" diyecek. |

|
39.(Bu
sefer) Önde gelenler, sonda yer
alanlara diyecekler
ki: "Sizin bize göre bir üstünlüğünüz yoktur, kazandıklarınıza karşılık
olarak azabı tadın."
40.Şüphesiz ayetlerimizi
yalanlayanlar
ve onlara karşı
büyüklenenler, onlar için göğün kapıları açılmaz ve halat (ya da deve)
iğnenin deliğinden geçinceye kadar cennete girmezler. Biz
suçlu-günahkarları işte böyle cezalandırırız.
41.Onlar için cehennemden
yataklar ve
üstlerine örtüler
vardır. Biz zulme sapanları işte böyle cezalandırırız.
42.İman edenler ve salih
amellerde
bulunanlar -ki Biz hiç
kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin
ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır.
|
|
43.Biz
onların göğüslerinde kinden ne
varsa çekip almışız.
Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd
olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik.
Andolsun, Rabbimiz'in elçileri hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu,
yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye
seslenilecek.
44.Cennet
halkı, ateş halkına (şöyle)
seslenecekler: "Bize
Rabbimiz'in vadettiğini gerçek buldunuz mu?" Onlar da: "Evet" derler.
Bundan sonra içlerinden seslenen biri (şöyle) seslenecektir: "Allah'ın
laneti zalimlerin üzerine olsun."
|
|
45."Ki
onlar Allah'ın yolundan
alıkoyanlar, onda çarpıklık
arayanlar ve ahireti tanımayanlardır."
46.İki
taraf arasında bir engel ve
burçlar (A'raf) üstünde
hepsini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennete gireceklere: "Selam
size" derler, ki bunlar, henüz girmeyen fakat (girmeyi) 'şiddetle arzu
edip umanlardır.'
47.Gözleri
cehennem halkından yana
çevrilince: "Rabbimiz,
bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma" derler.
48.Burcun
üstündeki adamlar,
kendilerini yüzlerinden
tanıdıkları (ileri gelen birtakım) adamlara seslenerek derler ki: "Ne
(güç ve servet) toplamış olmanız, ne büyüklük taslamanız (istikbarınız)
size bir yarar sağlamadı."
|
|
49."Kendilerine
Allah'ın bir rahmet
eriştirmeyeceğine yemin
ettiğiniz kimseler bunlar mıydı? (Cennettekilere de) Girin cennete.
Sizin için korku yoktur ve mahzun olmayacaksınız."
50.Ateşin
halkı cennet halkına
seslenir: “Bize biraz sudan ya
da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın.” Derler ki: “Doğrusu Allah,
bunları inkar edenlere haram (yasak) kılmıştır.”
|

|
 |

|
| 51.Onlar,
dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya
hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları
ve Bizim ayetlerimizi 'yok sayarak tanımadıkları' gibi, Biz de bugün
onları unutacağız. |

|
52.Andolsun,
Biz onlara bir kitap getirdik; iman edecek bir topluluğa bir
hidayet ve bir rahmet olmak üzere bir bilgiye dayanarak onu çeşitli
biçimlerde açıkladık.
53.Onlar, onun tevilinden
başkasına bakmazlar mı? Onun tevilinin geleceği
gün, daha önce onu unutanlar, diyecekler ki: "Gerçekten Rabbimiz'in
elçileri bize hakkı getirmişlerdi. Şimdi bize şefaat edecek şefaatçiler
var mıdır? Veya geri çevrilsek de işlediklerimizden başkasını yapsak."
Gerçek şu ki onlar, kendilerini hüsrana uğratmışlardır, uydurmakta
oldukları şeyler de kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuşlardır. |

|
| 54.Gerçekten
sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra
arşa istiva eden Allah'tır. Gündüzü, durmaksızın kendisini kovalayan
geceyle örten, Güneş’e, Ay’a ve yıldızlara Kendi buyruğuyla baş
eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur.
Alemlerin Rabbi olan Allah ne Yücedir. |

|
| 55.Rabbinize
yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi
aşanları sevmez. |

|
56.Düzene
konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad)
çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın
rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.
|

|
| 57.Rahmetinin
önünde rüzgarları bir müjde olarak gönderen O'dur. Bunlar
ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir
şehre sürükleyiveririz ve bununla oraya su indiririz de böylelikle
bütün ürünlerden çıkarırız. İşte Biz, ölüleri de böyle
diriltip-çıkarırız. Ki ibret alasınız. |

|
58.Güzel
şehrin bitkisi, Rabbinin izniyle çıkar; kötü olandan ise
kavruktan başkası çıkmaz. İşte Biz, şükreden bir topluluk için ayetleri
böyle çeşitli biçimlerde açıklıyoruz.
|

|
| 59.Andolsun Biz Nuh'u kendi kavmine (toplumuna)
gönderdik. Dedi ki: "Ey
kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur.
Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım." |

|
|
60.
Kavminin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık ve
sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler.
61.
O: "Ey kavmim, bende bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' yoktur; ama ben
alemlerin Rabbinden bir elçiyim." dedi.
62.
"Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. (Ayrıca) Size öğüt veriyor
ve sizin bilmediklerinizi ben Allah'tan biliyorum.
63.
"Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir
adam aracılığı ile bir zikir (kitap) gelmesine mi şaştınız?"
64.Onu
yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları
kurtardık, ayetlerimizi yalan sayanları suda-boğduk. Çünkü onlar kör
bir kavimdi.
|
|
|
65.
Ad (toplumuna da) kardeşleri Hud'u (gönderdik.) (Hud, kavmine:) "Ey
kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. Hala
korkup-sakınmayacak mısınız?" dedi.
66.
Kavminin önde gelenlerinden inkar edenler dediler ki: "Gerçekte biz
seni 'aklî bir yetersizlik' içinde görüyoruz ve doğrusu biz senin
yalancılardan olduğunu sanıyoruz."
67.
(Hud:) "Ey kavmim" dedi. "Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben
gerçekten alemlerin Rabbinden bir elçiyim" dedi.
68.
"Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir
öğütçüyüm."
|
|
69.
"Sizi uyarmak için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir
zikrin gelmesine mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi
halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını
(veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini
hatırlayın, ki kurtuluş bulasınız."
|

|
| 70.
Dediler ki: "Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın
tapmakta olduklarınızı bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru
isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım." |

|
|
71.
"Andolsun" dedi. "Rabbinizden üzerinize iğrenç bir azap ve gazab
gerekli kılındı. Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği
ve sizin ile babalarınızın isimlendirdiği (düzüp uydurduğu) birtakım
isimler (düzme tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mücadele
ediyorsunuz? Öyleyse bekleyedurun; şüphesiz, ben de sizlerle birlikte
bekleyenlerdenim."
72.
Böylece onu ve onunla birlikte olanları Katımız'dan bir rahmet ile
kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak inanmamış olanların kökünü
kuruttuk.
|

|
73.Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i
(gönderdik. Salih:) "Ey kavmim,
Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka İlahınız yoktur. Size
Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi
devesi size bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın,
ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azap yakalar" dedi.
|

|
| 74."(Allah'ın) Ad (kavminden) sonra sizi
halifeler kıldığını ve sizi
yeryüzünde (güç ve servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun
düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde
Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak
karışıklık çıkarmayın." |

|
75.Kavminin önde gelenlerinden büyüklük
taslayanlar (müstekbirler),
içlerinden iman edip de onlarca zayıf bırakılanlara (müstaz'aflara)
dediler ki: "Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor
musunuz?" Onlar: "Biz gerçekten onunla gönderilene inananlarız" dediler.
|

|
|
76.Büyüklük
taslayanlar (müstekbirler de şöyle) dedi: "Biz de, gerçekten
sizin inandığınızı tanımayanlarız."
77.Böylelikle
dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp
(Salih'e de şöyle) dediler: "Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden
(bir peygamber) isen, vadettiğin şeyi getir, bakalım."
78.Bunun üzerine onları
dayanılmaz
bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında
diz üstü çöke kaldılar.
|

|
79.O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi:
"Ey kavmim, andolsun size
Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Ama siz, öğüt
verenleri sevmiyorsunuz."
80.Hani Lut da
kavmine şöyle
demişti: "Sizden önce alemlerden hiç kimsenin
yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz?
81."Gerçekten siz
kadınları bırakıp
şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz.
Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz."
82.Kavminin cevabı:
"Yurdunuzdan
sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça
temizlenen insanlarmış!" demekten başka olmadı.
83.
Bunun üzerine Biz, karısı dışında onu ve ailesini kurtardık; o (karısı)
ise (helake uğrayanlar arasında) geride kalanlardandı.
|
|
84.Ve onların üzerine bir (azap) sağanağı
yağdırdık. Suçlu-günahkarların
uğradıkları sona bir bak işte.
85.Medyen (toplumuna da)
kardeşleri Şuayb'ı (gönderdik. Şuayb onlara:)
Dedi ki: "Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka İlahınız
yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir. Ölçüyü ve
tartıyı tam tutun, insanların (hakları olan mallarını) eşyasını
değerinden düşürüp-eksiltmeyin ve düzene (ıslaha) konulmasından sonra
yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın. Bu sizin için daha
hayırlıdır, eğer inanıyorsanız." |

|
86."O'na
iman edenleri tehdit ederek, Allah'ın yolundan alıkoymak için ve
onda çarpıklık arayarak (böyle) her yolun (başını) kesip-oturmayın.
Hatırlayın ki siz azınlıkta (ve güçsüz) iken O, sizi çoğalttı.
Bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bakın."
|

|
| 87."İçinizden
bir grup, kendisiyle gönderildiğim şeye inanmışken diğer bir
grup inanmadığına göre, artık Allah, aramızda hüküm verenlerin en
hayırlısıdır." |

|
| 88.Kavminin
önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler) dediler
ki: "Ey Şuayb, seni ve seninle birlikte iman edenleri ya ülkemizden
sürüp-çıkaracağız veya mutlaka bizim dinimize geri döneceksiniz."
(Şuayb:) "Biz istemesek de mi?" dedi. |

|
| 89."Allah
bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar sizin dininize
dönmemiz Allah'a karşı yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan
Allah'ın dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak iş
değildir. Rabbimiz, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır. Biz Allah'a
tevekkül ettik. 'Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında 'Sen hak ile hüküm
ver,' Sen 'hüküm verenlerin' en hayırlısısın." |
|
90.Kavminin
önde gelenlerinden inkar edenler, dediler ki: "Andolsun,
Şuayb'a uyacak olursanız, kuşkusuz kayba uğrayanlardan olursunuz."
91.Bunun üzerine onları
dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da, kendi
yurtlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar.
92.Şuayb'ı yalanlayanlar, sanki
orada 'hiç refah içinde yaşamamışlar' gibi
oldular: Şuayb'ı yalanlayanlar, asıl büyük hüsrana uğradılar. |

|
93.O
da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: "Ey kavmim andolsun, size
Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Şimdi ben, inkara
sapan bir topluluğa nasıl üzülebilirim?"
94.Biz hangi memlekete bir
peygamber gönderdiysek onun halkı
yalvarıp-yakarsınlar diye, mutlaka onları dayanılmaz bir zorluk
(yoksulluk) ve sıkıntıyla yakalayıvermişiz.
95.Sonra kötülüğün yerini
iyilikle değiştirdik, öyle ki onlar, çoğaldılar
ve: "Atalarımıza da (bazen) şiddetli sıkıntılar (bazen de) refah ve
genişlikler dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine, Biz de onları kendileri
hiç şuurunda değilken apansız kıskıvrak yakalayıverdik. |
|
96.Eğer
o
ülkeler halkı inansalardı ve korkup-sakınsalardı, gerçekten
üzerlerine hem gökten, hem yerden (sayısız) bolluklar (bereketler)
açardık; ancak onlar yalanladılar, Biz de onları kazanageldikleri
nedeniyle yakalayıverdik.
97.O
ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın
gelmeyeceğinden güvende miydiler?
98.Ya da o ülkeler halkı, kuşluk
vakti eğlenceye dalmışken, onlara
zorlu-azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler?
99.(Veya) Onlar, Allah'ın
tuzağından güvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak
kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca)
güvende olmaz.
|

|
| 100.Önceki
sahiplerinden
sonra yeryüzüne vâris olanlara hâla şu gerçek belli olmadı mı ki: Eğer
biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibetlere uğratırdık!
Biz
onların kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri) işitmezler. |

|

|

|
101.
İşte bu ülkeler, sana onların 'haberlerinden aktarmalar yapıyoruz.'
Gerçekten, onlara elçileri apaçık belgelerle gelmişlerdi. Ama daha
önceden yalanlamaları nedeniyle iman eder olmadılar. İşte Allah, inkar
edenlerin kalplerini böyle damgalar.
|

|
| 102.Onların
çoğunda 'verdikleri söze bağlılık' görmedik, ama onların çoğunu
fasıklar (yoldan çıkanlar) olarak gördük. |

|
| l03.Sonra
bunların (peygamberlerin) ardından Musa'yı ayetlerimizle
Firavun'a ve önde gelen çevresine gönderdik; onlar ona (ayetlerimize)
haksızlık ettiler. İşte bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona
uğradıklarına bir bak. |

|
104.Musa
dedi ki: "Ey Firavun, gerçekten, ben alemlerin Rabbinden
(gönderilme) bir elçiyim."
105."Benim üzerimdeki
yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir.
Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğulları'nı
benimle gönder."
106.(Firavun)
Dedi ki: "Eğer
gerçekten bir ayet getirmişsen ve doğru
sözlülerden isen, bu durumda onu getir (bakalım)."
107.Böylelikle
(Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha
oluverdi.
108.(Bir de) Elini sıyırdı, o da
anında bakanlara bembeyaz (görünüverdi).
109.Firavun kavminin önde
gelenleri dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir
büyücüdür";
110."Sizi
topraklarınızdan
sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne
buyuruyorsunuz?"
|
|
111.Dediler
ki: "Onu ve
kardeşini şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı
ertele), şehirlere de toplayıcılar yolla";
112."Bütün
bilgin büyücüleri sana getirsinler."
113.Sihirbazlar
Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak,
herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?"
114."Evet" dedi. "(O zaman) Siz
en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."
115.Dediler
ki: "Ey Musa (ilkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi
atalım?"
116.(Musa:)
"Siz atın" dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gözlerini
büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir
getirmiş oldular.
117.Biz
de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da
fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını
derleyip-toparlayıp yutuyor.
|
|
118.Böylece
hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz
kaldı.
119.Orada
yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler.
120.Ve sihirbazlar secdeye
kapandılar.
121."Alemlerin
Rabbine iman ettik" dediler.
122."Musa'nın
ve Harun'un Rabbine…"
123.Firavun: "Ben size izin
vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi?
Mutlaka bu, halkı buradan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız
bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz."
124."Muhakkak
ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi
idam edeceğim."
125.(Onlar
da:) "Biz de şüphesiz Rabbimiz'e döneceğiz" dediler.
|
|
126."Oysa
sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimiz'in ayetlerine
inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. Rabbimiz,
üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür."
127.Firavun kavminin önde
gelenleri, dediler ki: "Musa ve kavmini bu
toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk
etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek
çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz
biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz."
128.Musa kavmine: "Allah'tan
yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz
Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç
muttakiler içindir" dedi. |

|
129.Dediler
ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete
uğratıldık." (Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve
sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl
davranacağınızı gözleyecek" dedi.
|

|
130.Andolsun,
Biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler
diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.
131.Onlara bir iyilik geldiği
zaman "Bu bizim için" dediler; onlara bir
kötülük isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir
uğursuzluğu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Allah Katında asıl
uğursuz olanlar kendileridir; ama onların çoğu bilmezler.
132.Onlar: "Bizi büyülemek için
mucize (ayet) olarak her ne getirirsen
getir, yine de biz sana inanacak değiliz" dediler. |

|
133.Bunun
üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan,
çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük
tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular.
134. Başlarına
iğrenç bir azap
çökünce, dediler ki: "Ey Musa, Rabbine -sana
verdiği ahid adına- bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden
çekip-giderirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğulları’nı
seninle göndereceğiz.
135.Ne
zaman ki, onların
erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı
çekip-giderdik, onlar yine andlarını bozdular.
136.Biz de
onlardan intikam
aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan
habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk. |
|
137.Kendisine
bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor
kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin
İsrailoğulları’na olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla
tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve
yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir ettik.
138.İsrailoğulları’nı denizden
geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte
olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların
ilahları (var; onlarınki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "Siz
gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi.
139.Onların içinde bulundukları
şey (din) mahvolucudur ve yapmakta
oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir.
|
|
140."O
sizi alemlere üstün kılmışken,
ben size Allah'tan başka bir İlah mı
arayacağım?"
141."Hani
size dayanılmaz işkenceler
yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek
çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda
Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı."
142.Musa
ile otuz gece için sözleştik
ve ona bir on daha ekledik. Böylece
Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi
Harun'a "Kavmimde benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu
tutma" dedi. |
|
143.Musa
tayin edilen sürede gelince ve Rabbi onunla konuşunca: "Rabbim,
bana göster, Seni göreyim" dedi. (Allah:) "Beni asla göremezsin, ama şu
dağa bak; eğer o yerinde karar kılabilirse, sen de Beni göreceksin."
Rabbi dağa tecelli edince, onu paramparça etti. Musa bayılarak yere
düştü. Kendine geldiğinde: "Sen ne Yücesin (Rabbim). Sana tevbe ettim
ve ben iman edenlerin ilkiyim" dedi.
144.(Allah:)
"Ey Musa" dedi. "Sana verdiğim risaletimle ve seninle
konuşmamla seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al
ve şükredenlerden ol."
145.Biz
ona Levhalarda herşeyden bir öğüt ve herşeyin yeterli bir
açıklamasını yazdık. (Ve:) "Şimdi bunlara sıkıca sarıl ve kavmine de
emret ki en güzeliyle sarılsınlar. Size fasıkların yurdunu pek yakında
göstereceğim" (dedik).
146.Yeryüzünde
haksız yere büyüklük taslayanları ayetlerimden
engelleyeceğim. Onlar her ayeti görseler bile ona inanmazlar; dosdoğru
yolu (rüşd yolunu) da görseler, yol olarak benimsemezler, azgınlık
yolunu, gördüklerinde ise onu yol olarak benimserler. Bu, onların
ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil olmaları dolayısıyladır. |
|
147.Ayetlerimizi
ve ahirete kavuşmayı
yalanlayanlar, onların amelleri boşa
çıkmıştır. Onlar yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırılacaklardı?
148.(Tura
gitmesinin) Ardından Musa'nın
kavmi süs eşyalarından böğürmesi
olan bir buzağı heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle
konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini (hidayete
erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler
oldular.
149.Ne
zaman ki (yaptıklarından dolayı
pişmanlık duyup, başları) elleri
arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını
görünce: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin
olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler.
150.Musa
kavmine oldukça kızgın, üzgün
olarak döndüğünde onlara: "Beni
arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız,
öyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine
doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu topluluk beni
zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye
giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu
zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)" dedi.
|

|
 |

|
151.(Musa
yalvarıp) Dedi ki: "Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi
rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın."
152.Şüphesiz,
buzağıyı (tanrı) edinenlere Rablerinden bir gazab ve dünya
hayatında bir zillet yetişecektir. İşte Biz, 'yalan düzüp-uyduranları'
böyle cezalandırırız.
|

|
153.Kötülük
işleyip bunun ardından tevbe edenler ve iman edenler; hiç
şüphesiz Rabbin, bundan (tevbeden) sonra elbette bağışlayandır,
esirgeyendir.
|

|
| 154.Musa
kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca Levhaları aldı. (Onlardan bir)
Nüshasında "Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet
vardır" (yazılıydı). |

|
155.Musa,
belirlediğimiz buluşma zamanı için kavminden yetmiş adam
seçip-ayırdı. Bunları da 'dayanılmaz bir sarsıntı' tutuverince, dedi
ki: "Rabbim, eğer dileseydin, onları ve beni daha önceden helak
ederdin. (Şimdi) İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi
helak edecek misin? O da Senin denemenden başkası değildir. Onunla Sen
dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin. Bizim Velimiz
Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge; Sen bağışlayanların en
hayırlısısın."
|

|
156.Bize
bu
dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz Sana
yöneldik. Dedi ki: "Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise
herşeyi kuşatmıştır; onu korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim
ayetlerimize iman edenlere yazacağım."
|

|
| 157.Onlar
ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı
bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o,
onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz
şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini,
üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup
savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru
izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. |

|
158.De
ki:
"Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi
(peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan
başka İlah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi
peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine
inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.
|

|
| 159.Musa'nın
kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk
vardır. |

|
160.Biz
onları (İsrailoğulları’nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki
topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde
Musa'ya: "Asan'la taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar
sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri
öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası
ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık olarak
verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar Bize zulmetmedi, ancak
kendi nefislerine zulmediyorlardı.
|

|
| 161.Onlara:
"Bu şehirde oturun, ondan istediğiniz yerden yeyin, 'dileğimiz
bağışlanmadır' deyin ve kapısından secde ederek girin, (Biz de)
hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanların (armağanlarını)
artıracağız" denildiğinde, |

|
| 162.Onlardan
zulmedenler, sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle
değiştirdiler. Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten
'iğrenç bir azap' indirdik. |

|
163.Bir
de
onlara deniz kıyısındaki şehri(n uğradığı sonucu) sor. Hani
onlar cumartesi (yasağını çiğneyerek) haddi aşmışlardı. 'Cumartesi günü
iş yapma yasağına uyduklarında', balıkları onlara açıktan akın akın
geliyor, 'cumartesi günü iş yapma yasağına uymadıklarında' ise,
gelmiyorlardı. İşte Biz, fıska sapmaları dolayısıyla onları böyle
imtihan ediyorduk.
164.Onlardan bir topluluk:
"Allah'ın kendilerini helak etmek veya şiddetli
bir azaba uğratmak istediği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?"
dediğinde "Rabbinize karşı bir özür için ve bir ihtimal sakınabilirler
diye" dediler.
165.Kendilerine
hatırlatılanı unuttuklarında ise, Biz de kötülükten
sakındıranları kurtardık. Zulmedenleri yaptıkları fısk dolayısıyla pek
zorlu bir azap ile yakaladık.
|
|
166.Onlar,
kendisinden sakındırıldıkları 'şeyi yapmada ısrar edip
başkaldırınca' onlara: "Aşağılık maymunlar olunuz" dedik.
167.İşte
o zaman Rabbin, onlara en kötü azabı yapacak kimse(leri) kıyamet
gününe kadar üzerlerine mutlaka göndereceğini bildirdi. Şüphesiz,
Rabbin (ceza ile) sonuçlandırması pek çabuk olandır ve gerçekten O,
bağışlayandır, esirgeyendir.
168.Onları
yeryüzünde ayrı ayrı topluluklar olarak paramparça dağıttık.
Kimileri salih (davranışlarda) bulunuyor, kimileri de bunların dışında
olan aşağılıklardır. Onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik,
ki dönsünler.
169.Onların ardından yerlerine
kitaba mirasçı olan birtakım 'kötü kimseler'
geçti. (Bunlar) Şu değersiz olan (dünya)ın geçici-yararını alıyor ve:
"Yakında bağışlanacağız" diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu
da alıyorlar. Kendilerinden Allah'a karşı hakkı söylemekten başka bir
şeyi söylemeyeceklerine ilişkin kitap sözü alınmamış mıydı? Oysa içinde
olanı okudular. (Allah'tan) Korkanlar için ahiret yurdu daha
hayırlıdır. Hala akıl erdirmeyecek misiniz?
170.Kitaba
sımsıkı sarılanlar ve namazı dosdoğru kılanlar, şüphesiz Biz
salih olanların ecrini kaybetmeyiz.
171.Bir zamanlar dağı, sanki bir
gölgelikmiş gibi üstlerine geçirmiştik.
Onlar ise neredeyse tepelerine düşecek sanmışlardı. (Onlara demiştik
ki:) "Size verdiklerimize sımsıkı sarılın ve onda olanı düşünün, ki
sakınasınız.
|
|
172.Hani
Rabbin, Ademoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve
onları kendi nefislerine karşı şahidler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz
değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimiz'sin), şahid olduk"
demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz
içindir.
173.Ya
da: "Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan
sonra gelme bir kuşağız; işleri batıl olanların yaptıklarından dolayı
bizi helak mı edeceksin?" dememeniz için.
174.İşte
Biz ayetleri böyle birer birer açıklarız, umulur ki dönerler.
175.Onlara kendisine
ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini anlat. O,
bundan sıyrılıp-uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda
azgınlardan olmuştu. |
|
176.Eğer
Biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti
(veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini
sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin
durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu
böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler.
177.Ayetlerimizi
yalanlayanlar ve yalnızca kendi nefislerine zulmedenlerin
örneği ne kötüdür.
178.Allah
kime hidayet verirse o artık hidayeti bulmuştur; kimi
şaşırtıp-saptırırsa artık onlar da hüsrana uğrayanlardır.
179.Andolsun, cehennem için
cinlerden ve insanlardan çok sayıda kişi
yarattık (hazırladık). Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar,
gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler.
Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar. İşte bunlar gafil
olanlardır.
|

|
180.İsimlerin en güzeli
Allah'ındır. Öyleyse O'na bunlarla dua edin. O'nun
isimlerinde 'aykırılığa (ve inkara) sapanları' bırakın. Yapmakta
oldukları dolayısıyla yakında cezalandırılacaklardır.
181.Yarattıklarımızdan,
hakka yöneltip-ileten ve onunla adaleti kılan
(uygulayan) bir ümmet vardır.
182.Ayetlerimizi yalanlayanları
ise, onları bilmeyecekleri bir yönden
derece derece (günahları yükletip azaba) yaklaştıracağız.
183.Onlara bir süre tanıyorum. Hiç
şüphesiz Benim düzenim (cezalandırmam)
sapasağlamdır.
184. Sahiplerinde (ya da
arkadaşları olan peygamberde)
delilikten hiçbir şey
olmadığını düşünmüyorlar mı? O, apaçık bir uyarıcıdan başkası değildir.
185.Onlar, göklerin ve yerin
'bağımlı olduğu egemenliğe ve sünnete’
(melekût) Allah'ın yarattığı şeylere ve ihtimal (verip) ecellerinin pek
yaklaştığına bakmıyorlar mı? Bundan sonra onlar artık hangi söze
inanacaklar?
186.
Allah'ın saptırdığı kimseye artık hidayet verecek yoktur. Ve onları
tuğyanları içinde şaşkınca dolaşır bir durumda bırakıverir.
187.Saatin (kıyametin) ne zaman
demir atacağını (gerçekleşeceğini)
sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Rabbimin Katındadır. Onun süresini
O'ndan başkası açıklayamaz. O, göklerde ve yerde ağırlaştı. O, size
apansız bir gelişten başkası değildir." Sanki sen, ondan tümüyle
haberdarmışsın gibi sana sorarlar. De ki: "Onun ilmi yalnızca Allah'ın
Katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler."
188.De
ki: "Allah'ın dilemesi dışında kendim için yarardan ve zarardan
(hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan
yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden
bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim."
189.O, sizi tek bir nefisten
yarattı ve kendisiyle durulup-yatışması için
ondan eşini var etti. Onu (eşini) örtüp-bürüyünce, o da bir yük
yüklendi de bununla (bir süre) gezindi. Nitekim ağırlaşınca, ikisi
Rableri olan Allah'a dua ettiler: "Eğer bize salih (bir çocuk)
verirsen, andolsun şükredenlerden olacağız."
|

|
190.Ama
O, onlara (Adem'in çocukları erkek ve kadınlara) salih (bir çocuk)
verince, kendilerine verdiği şey konusunda O’na ortaklar kılmaya
başladılar. Allah, onların şirk koştuklarından Yücedir.
191.Kendileri yaratılıp
dururken, hiçbir şeyi yaratamayan şeyleri mi ortak
koşuyorlar?
192.Oysa
(bu şirk koştukları güçler ve nesneler) ne onlara bir yardıma güç
yetirebilir, ne kendi nefislerine yardım etmeğe.
193.Onları
hidayete çağırırsanız size uymazlar. Onları çağırırsanız da,
suskun dursanız da size karşı (tutumları) birdir.
194.Allah'tan
başka taptıklarınız sizler gibi kullardır. Eğer doğru iseniz,
hemen onları çağırın da size icabet etsinler. |

|
195.Onların
yürüyecek ayakları var mı? Ya da tutacakları elleri mi var?
Veya görecek gözleri mi var? Yoksa işitecek kulakları mı var? De ki:
"Ortak koştuklarınızı çağırın, sonra bir düzen (tuzak) kurun da bana
göz bile açtırmayın."
196.Hiç
şüphesiz, benim velim kitabı indiren Allah'tır ve O salihlerin
koruyuculuğunu (veliliğini) yapıyor.
197.O'ndan
başka taptıklarınız ise size yardıma güç yetiremezler,
kendilerine de.
198.Eğer
onları doğru yola çağırırsanız işitmezler. Onları sana bakar
(gibi) görürsün, oysa onlar görmezler bile.
199.Sen
af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam'a) uygun olanı (örfü)
emret ve cahillerden yüz çevir.
|
|
200.Eğer
sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse,
hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir.
201.(Allah'tan)
Sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice
düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp
bilmişlerdir.
202.(Şeytan'ın) Kardeşleri ise,
onları sapıklığa sürüklerler, sonra
peşlerini bırakmazlar.
203.Onlara bir ayet getirmediğin
zaman: "Sen onu (inmeyen ayeti)
derleyip-toplasana" derler. De ki: "Ben, yalnızca bana Rabbimden
vahyolunana uyarım. Bu, Rabbinizden olan basiretlerdir; iman edecek bir
topluluk için bir hidayet ve bir rahmettir."
204.Kuran
okunduğu zaman, hemen onu dinleyin ve susun. Umulur ki esirgenmiş
olursunuz. |
|
205.Rabbini,
sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine,
ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. Gaflete kapılanlardan
olma.
206.Şüphesiz
Rabbinin Katında olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler; O'nu
tesbih ederler ve yalnız O'na secde
ederler.
|
|
 |

|
|
|