|
İslamiyet’te
ibadet yapmakta niyetin büyük önemi vardır. Yapılan her işin
İslamiyet’e uygun olup olmadığı, niyet ile anlaşılır. Allahü teâlâ,
Cehennemden kurtulmayı ve Cennete girmeyi vazife olarak bildirmeseydi,
yalnız Cenneti, Cehennemi düşünerek yapılan ibadetler de makbul
olmazdı. Evliya-i kiram, ibadet yaparken bunları düşünmez, yalnız
Allahü teâlânın rızasını düşünürler.
Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak ve sevap kazanmak niyeti
ile farzları yapmaya, haramlardan sakınmaya, sünnetleri yapmaya,
mekruhlardan kaçınmaya ve mubahları Allah rızası için yapmaya yani
ahkam-ı islamiyyeyi yerine getirmeye ibadet etmek denir. Abdullah ibni
Mübarek hazretleri buyuruyor ki:
“Müstehabları yapmakta gevşek davranan, sünnetleri yapamaz. Sünnetleri
yapmakta gevşeklik de, farzların yapılmasını zorlaştırır. Farzlarda
gevşek davranan da, Allahü teâlânın rızasına kavuşamaz.”
Niyetsiz, ibadet olamaz. Allahü teâlânın rızasına, sevgisine kavuşmak
isteyenin, niyetinin, maksadının halis olması lazımdır. Yalnız Onun
rızasını istemesi, Ona kavuşturan vasıtayı bulup, yalnız Ona bağlanması
lazımdır. Peygamber efendimiz; (Sabahları, yalnız Allahü teâlânın
rızasını kazanmayı düşünen kimseyi, Allahü teâlâ, dünya ve ahiret
arzularına kavuşturur) buyuruyor.
Bir ibadetin sahih ve makbul olması yani doğru olması ve Allahü
teâlânın beğenmesi için, ilim yani doğru yapmanın şartlarını öğrenmek,
amel yani şartlarına uygun yapmak ve ihlas ile yapmak lazımdır. İhlas,
para, mevki, şöhret gibi dünya menfaatlerini düşünmeyip, Allahü teâlâ
emrettiği için, Onun rızasını, sevgisini kazanmak için yapmaktır. Ali
bin Vehb-i Sincari hazretleri; “İhlas; bütün işleri, insanların rızası
için değil, Allahü teâlânın rızası için yapmaktır” buyurmuştur.
Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için dua etmelidir. İbadetler,
rızanın, muhabbetin sebepleridir. Sebeplere yapışmadan yapılan dua
kabul olmaz. Buna dua değil, faydasız temenni denir. Hadis-i şerifte; (Çalışmadan
dua eden, silahsız harbe giden gibidir) buyuruldu.
Allahü teâlâ, rızasına kavuşmak isteyenlere, rızasına kavuşturan
yolları gösterir. Allahü teâlâ, iman edenleri ve imanın icablarını
yapanları zulmetlerden, sıkıntılardan kurtarır. Bunları nura, huzura,
saadete kavuşturur. Bunlar, her zaman ve her işlerinde, rahat ve huzur
içinde olurlar.
İbadet, Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için yapılır. Başkasının
muhabbetine, ihsanına kavuşmak için yapılan ibadet, ona tapınmak olur.
Allahü teâlâya ihlas ile ibadet etmemiz emrolundu. Hadis-i şerifte; (Allahü
teâlânın birliğine iman edenden, namazı ve zekatı ihlas ile yapandan
Allahü teâlâ razı olur) buyuruldu.
Ali Ramiteni hazretlerine, büyük alim Rükneddin Alaüddevle hazretleri,
bir mektup göndererek; “Efendim biz, bize gelenlere her hizmeti
yaptığımız halde, bunlar yine size gitmektedirler. Biz bunlara,
mükellef sofralar, çeşit çeşit yemekler ikram ettiğimiz ve sizde böyle
bir şey olmadığı halde, yine de insanlar, sizden razı bizden ise razı
değiller. Bunun sebebi nedir?” diye bir sual arz eder.
Ali Ramiteni hazretleri de; “Minnet karşılığı hizmet edenler çoktur.
Hizmetini minnet bilenler ise azdır. Biz, insanlar değil, Rabbimiz razı
olsun diye yapıyoruz. Rabbimiz razı olunca, Onun kulları olan insanlar
da razı oluyor ve bizi seviyorlar” cevabını vermişlerdir.
Netice olarak, dünya ve ahiret saadetlerinin başı, en iyisi, Allahü
teâlânın rızasına, sevmesine kavuşmaktır. Allahü teâlâya yakın olmak,
Onun sevmesine kavuşmak demektir. İslam âlimlerinin buyurduğu gibi:
“İnsana vacib olan birinci vazife, iman, amel ve ihlas sahibi olmaktır.
Dünya ve ahiret saadetleri, ancak bu üçüne kavuşmakla elde edilir.
Amel, kalb, dil ve beden ile yapılacak işler demektir. Kalbin işleri,
ahlaktır. İhlas, bütün işlerini, ibadetlerini, yalnız Allahü teâlânın
rızasına, sevgisine kavuşmak için yapmak demektir.”
|