|
Şükür; nimeti
Allahü teâlâdan bilmektir. Bir kimse, sultanın emri ile hazineden
birine para verse, o kimsenin bunu hazinedârdan bilmesi şükür olmaz.
Kağıt ve kalemin elinde bir şey olmadığını, kendiliklerinden bir şey
yazamayacaklarını herkes bilir. Bunun gibi yeryüzündeki nimetleri
yağmurdan ve yağmuru buluttan ve sahrada kurtuluşu rüzgardan bilmek,
cahillik olur ve insanı şükür makamından uzak tutar. Fakat, yağmuru,
bulutu, rüzgarı, güneşi, ayı, yıldızları ve mevcut olan her şeyi,
katibin elindeki kalem gibi, Allahü teâlânın kudret ve emrinde olarak
bilmek şükre zarar vermez. Böylece kimsenin elinde bir şey olmadığı
anlaşılınca, bütün nimetleri için Allahü teâlâya şükredilir. Musa
aleyhisselam, Allahü teâlâya; (Ya Rabbi! İnsanlara el, ayak, göz, kulak
ve bunlara benzer birçok nimetler verdin. Bu nimetlerin şükrünü nasıl
ifa edebilirler?) diye arz edince, Allahü teâlâ; (Ya Musa! Bir
kimse kendine verdiğim nimeti benden bilip, kendinden bilmezse,
nimetlerimin şükrünü eda etmiş olur. Bir kulum rızkını kendi çalışması
ile bilip, benden bilmez ise, nimetin şükrünü eda etmemiş olur) buyurmuştur.
Musa aleyhisselam bunları işitince, hemen şükür secdesi yapar.
Allahü teâlâ bir
hadis-i kudside; (İnsanları ve cinleri ben yarattım. Onlar ise,
benden başkasına ibadet ediyor, tapıyorlar. Rızıklarını ben veriyorum,
başkasına şükrediyorlar) buyurmuştur.
Bize iyilik edenlerin hakkını gözetmek ve onları
hayır dua ile anmak lazımdır. Çünkü insanların yaptığı iyilikleri
bilmeyen, onlara teşekkür etmeyen, Allahü teâlâya şükretmemiş olur.
Bilhassa bize ilim öğretenlerin hakkına çok ehemmiyet vermelidir. Zira
onlar ebedi saadete, ahiret nimetlerine ve Allahü teâlânın rızasına
kavuşmaya sebep olmuşlardır. Hadis-i şerifte; (İnsanlara teşekkür
etmeyen, Allahü teâlâya şükretmiş olmaz. Aza şükretmeyen, çoğa
şükredemez. Allahü teâlânın nimetlerini dile almamız şükür, hiç
bahsetmememiz ise nimete küfrandır) buyurulmuştur.
İyilik edenlere hürmet edilir. Nimet sahipleri büyük
bilinir. O halde, her nimetin hakiki sahibi olan Allahü teâlâya
şükretmek, insanlık icabıdır. Aklın lüzum gösterdiği bir vazife, bir
borçtur. Peygamber efendimiz bir kimseye; (Nasılsın?) buyurur.
O kimseden, iyiyim cevabını alınca tekrar; (Nasılsın?) buyurur.
O kimse; iyiyim, elhamdülillah deyince, Peygamber efendimiz; (Bunu
bekliyordum) buyururlar.
Ecdadımızın birbirlerine nasılsınız demekten
maksatları, cevap verenin şükretmesi, soran ve cevap verenin sevap
kazanmaları için idi.
Beden ile yapılan şükür, bütün azaların, Allahü
teâlâ tarafından bir nimet olduğunu bilmek ve ne için yaratılmış
iseler, o işte kullanmaktır. Hepsi faydalı olmak için yaratılmıştır.
Allahü teâlânın istediği ise, bunları faydalı yerde kullanmaktır.
Verdiği nimet, istediği ve sevdiği işe sarf edilince, şükrü yapılmış
olur.
Allahü teâlâ, şükretmekle nimetlerini arttıracağını,
şükrü terk edenlerin ellerinden nimetlerini alacağını, şiddetli azap
edeceğini bildirmektedir. Sure-i İbrahimin yedinci âyet-i kerimesinde
mealen; (Şükrederseniz, elbette size nimetimi arttırırım. Eğer
nankörlük edersiniz, haberiniz olsun, gerçekten azabım çok şiddetlidir)
buyurulmaktadır.
Hadis-i şerifte ise nimet, yabani bir kuşa
benzetilmiş, uçup gitmemesi için şükürle ayağının bağlanması
emredilmiştir.
İslam âlimleri, yazdıkları kitaplarda, imanın
gitmesine sebep olan halleri zikrederken, bunlardan birisinin de;
“Allahü teâlâya ve iyilik gelmesine sebep olanlara şükretmemek”
olduğunu bildirmişlerdir.
Netice olarak, bütün iyilikleri yaratan, insana,
can, mal, sıhhat veren, zararlardan, korkulardan koruyan Allahü teâlâyı
sevmek ve Ona şükretmek, insanlık icabıdır. Zira hadis-i şerifte, (İhsan
sahibini sevmek, insanların yaratılışında vardır) buyuruldu. Şu
beyitte ifade edildiği gibi:
Vücudumun her zerresi, gelse de dile,
Şükrünün binde birini yapamaz bile. |