İmanın dereceleri nelerdir?

Tevhid (İmânda) ilk derece, insanın sâdece dili ile tevhîd kelimesini söyleyip, ma’nâsını bilmemesi, hakîkatinden gâfil olmasıdır. Dili ile söyleyip,  ma’nâsını inkâr eden münâfık olur. Dil ile Lâ ilâhe illallah... demesi onu münâfıklıkdan kurtarmaz. Bundan Allahü teâlâya sığınırız. Bununla sâdece cânını ve malını telef olmakdan kurtarır. Nitekim hadîs-i şerîfde, (insanlarla, Eşhedüen lâ ilâhe illallah... deyinceye kadar harble emr olundum. Bu kelimeyi söylerlerse, canlarına ve mallarına dokunmam) buyurulmuşdur.

Tevhîd ve îmânda bu en aşağı dereceden üstdeki derece, tasdîkdir. Dili ile bu kelimeyi her söylediğinde, kalbinden de ma’nâsını tasdîk eder. Şöyle ki, bir âlimden yetişip ve tevhîd kelimesini ondan öğrenip, yukarıda bildirilmiş olan ma’nâsına kalbinin tasdîki ile de sâhib olur, yâhud kelime-i tevhîdi bilen bir kelâm âlimi, bu tevhîd kelimesinin ma’nâsını iyice anlamak, inceliklerine ve derinliklerine varmak için bununla alâkalı her mes’eleyi iyice öğrenir,  bu husûsdaki bahslere, münâkaşalara ve münâzaralara girip, bunda hiçbir eksiği kalmaz. Avâm ile kelâm âlimi arasındaki fark şudur ki, eğer bid’at sâhibleri ve müşrikler, tevhîd kelimesinin ma’nâsında aklları karışdırır, zihnleri bulandırırlarsa, kelâm âlimi buna mâni’ olur; avâm ise bunu yapamaz. Ammâ bunu yapamaması, onun îmân ayağını istikâmet caddesinden çıkarmaz.

Ancak bid’at sâhibi birisi, avâmdan olan bir kimsenin zihnini ve aklını karışdırır ve bulandırırsa, o avâm ve câhil olan kişi, o şübheleri izâle edemez.

Çünki o kadar ilme sâhib değildir. Bunun için mübâhase, münâzara edecek hâlde değildir ve bu husûsda ortaya konulacak aklî ve naklî delîllerden habersizdir. Yoksa bid’at sâhibi, onun ihlâsla kalbine yerleşdirdiği tevhîdi ve bu husûsdaki sağlam akîdesini söküp atamaz. Allah korusun! işte tevhîdin bu derecesi, sâhibini ebedî Cehennemde kalmakdan koruyan mertebedir.

Bu ikinci dereceden yukarıda bulunan tevhîdin üçüncü derecesi, müşâhededir. Ya’nî her şeyin oluşunu, ortaya çıkışını Allahü teâlâdan görür ve bu mahlûkât âleminde vâkı’ olan her şeyi Allahü teâlâdan bilir. Bunun fâidesi ise, kalbin Allahü teâlâya i’timâd edip, Allahü teâlâdan başka her şeyden kesilmesini sağlamakdır. Buna tevekkül derler.

Tevhîdin dördüncü derecesi, görmekdir. Ya’nî mâsivâ diye ismlendirilen Allahdan başka herşeyi, Allahü teâlânın varlığı yanında yok sayar. Hattâ bu şeklde yok olduklarını kalb gözü ile görür. Bunun fâidesi ise, Allahü teâlânın zâtına gömülüp, Ondan başkasından ve onlara tutulmakdan kurtulmakdır. Tevhîdin bu derecesine Fenâ ismini vermişlerdir.


Kaynak: Ayn-ül ilm kitâbı
"EL-MU’TEMED FiLMU’TEKAD,“Sağlam i’tikâd”, (TÜRPÜŞTÎ RiSÂLESi), Fadlullah fiihâbüddîn Ebû Abdüllahbin Hasen Türpüştî “Rahmetullahi aleyh”, Terceme:  Süleymân Kuku, 2002, İSTANBUL" adlı eserde dip not olarak verilmiştir.


Ana Sayfa