|
İlim mi amel mi?
Bir şeyin
suretinin, görünüşünün zihinde şekillenmesine veya bir şeyi hakkıyla
bilmeye, anlamaya ilim; ilim sahibine de âlim denir. Yapılan işe,
ibadete ise, amel denir.
Dünyada rahata, ahirette de ebedi saadete kavuşmak için ilim şarttır.
Zira Zümer suresinin dokuzuncu âyetinde mealen; (Bilen ile bilmeyen
hiç bir olur mu? Bilen elbette kıymetlidir) buyurulmaktadır.
Hadis-i şerifte de; (Beşikten mezara kadar ilim öğreniniz,
çalışınız!) buyurulmuştur.
Yeme-içmeden giyinmeye, kullanılan eşyalara, insanlarla olan
münasebetlere ve yapılacak ibadetlere kadar her şeyde ilim şarttır.
Müslüman olmak ve Müslüman kalabilmek de, ilme bağlıdır. Zira
Resulullah efendimiz; (Nerede ilim varsa, orada Müslümanlık vardır.
Nerede ilim yoksa, orada kâfirlik vardır!) buyurmuşlardır.
Dinimizde kadının da, dinini, imanını, farzları, ibadetleri, haramları
öğrenmesi farzdır. Bu bilgileri, babası, evli ise kocası öğretmesi
lazımdır. Öğretmezlerse, büyük günaha girerler. Eğer bunlar öğretmemiş
ise, kadının gidip dışardan öğrenmesi lazım olur. Kadının, bu bilgileri
öğrenmek için başkasından izin alması da gerekmez.
Ölmemek için, yemek ve içmek lazım olduğu gibi, din düşmanlarına
aldanmamak, dinden çıkmamak için de, İslamiyet’in emir ve yasaklarını
öğrenmek lazımdır. Ecdâdımız, her zaman bir araya gelir, ilmihâl
kitaplarını okur, dinlerini öğrenirlerdi. Ancak, bu şekilde Müslüman
olarak kalabilmişler ve İslamiyet’i, bizlere doğru olarak
ulaştırabilmişlerdir. Bizim de Müslüman olarak kalabilmemiz,
çocuklarımızı din düşmanlarına kaptırmamamız için, tek çare, Ehl-i
sünnet âlimlerinin hazırladığı iman, itikâd ve ilmihâl kitaplarını
okumak, öğrenmek ve öğretmek olmalıdır.
Her Müslümana önce lazım olan şey, imanı, farzları, haramları
öğrenmektir. Bunlar öğrenilmedikçe, Müslümanlık olamaz. İman elde
tutulamaz. Hak borçları ve kul borçları ödenilemez. Niyet, ahlak
düzeltilemez ve temizlenemez. Düzgün niyet edinilmedikçe, hiçbir farz
kabul olmaz. Hadis-i şerifte; (Bir sâat ilim öğrenmek veya
öğretmek, sabaha kadar ibadet etmekten daha sevaptır) buyuruldu.
İlim elde etmek, bu kadar kıymetli olduğu, ilimsiz
hiçbir şeyin olmayacağı apaçık meydanda iken, acaba sadece ilim sahibi
olmak, insanı sonsuz felaketten, ahirette yüzünün kara olmasından
insanı kurtarabilir mi?
Bu konuda İmam-ı Gazâli hazretleri, bir talebesine hitaben buyuruyor ki:
“İyi bil ki, amelsiz ilim, insanı kurtaramaz. Bunu sana bir misâl ile
anlatayım: Bir kimse, dağda bir aslana rastlasa, yanında tüfeği ve
kılıcı bulunsa ve bunları kullanmasını iyi bilse ve ne kadar cesur
olursa olsun, bu âletleri kullanmadıkça, aslandan kurtulabilir mi? Sen
de bilirsin ki, kurtulamaz. İşte bunun gibi, bir kimse ne kadar ilim
sahibi olursa olsun, bildiğine göre hareket etmezse, ilminin faydası
olmaz. Diğer bir misâl, bir tabip hastalansa, hastalığını teşhis edip
ilâcını da bilse ve bu ilaç hakikaten o hastalığa çok iyi gelse, ilâcı
kullanmadıkça, yalnız bilgisinin onu iyi edemeyeceğini pekâlâ bilirsin.
Bir insan ne kadar ilim edinse, ne kadar kitap okusa, bildiklerini
yapmadıkça faydası olmaz.
İlim öğrenmekten maksadın eğer dünya menfaatlerini toplamak, şöhret,
mevki sahibi olmak ve Müslümanlara büyüklük göstermek idi ise, sana
yazıklar olsun! Çok aldanmışsın, kendini azâba sürüklemişsin! Yok eğer
maksadın İslamiyet’e ve Muhammed aleyhisselamın dinine yardım etmek ve
ahlakını temizlemek ve nefsini kırmak idi ise, sana müjdeler olsun!
Kendine ne güzel ve ebedi bir istikbâl hazırlamışsın.”
İbn-i Semmâk hazretlerine amelsiz ilimden sual edilince; "Amelsiz ilim
peşinde koşanın misâli şeytandır" cevabını vermiştir. Çünkü iblis, çok
şey biliyordu ama bildikleri ile amel etmediği ve kibre kapıldığı için,
sonsuz felakete düştü. Ma'ruf-ı Kerhi hazretleri, sık sık; "Amelsiz
Cenneti istemek ve emir olunduğunu yapmadan rahmet ummak, cahillik ve
ahmaklıktır" buyururdu.
Amel etmeden Cennete gitmeyi ummak, cahillik ve ahmaklık olduğu gibi,
sebeplere yapışmadan dua etmek de makbul değildir. Mümin, kendine lazım
olan bilgileri öğrenir, bunlara uygun olarak amel eder, şartlarına
riayet ederek duasını da yapar ve neticesinden de razı olur.
Tabiinin büyüklerinden olan Ebu Abdurrahman Sülemi hazretleri; "Bizim
Kur'an-ı kerim öğrendiğimiz sahabiler, okudukları on âyeti öğrenip bu
âyet-i kerimelerde buyurulan hususlarla amel etmeden başka âyet
okumazlardı. Bizden sonra gelenler, Kur'an-ı kerim okuyacaklar, onu su
gibi içecekler fakat Kur'an-ı kerim boğazlarından aşağıya inmeyecek"
buyurmuştur.
Hakiki ilim, insana aczini, kusurunu ve Rabbinin büyüklüğünü,
üstünlüğünü bildirir. Hâlıkına, yaratanına karşı korkusunu ve
mahluklara karşı tevâzuunu arttırır. Kul haklarına ehemmiyet verir.
Böyle ilmi öğretmek ve öğrenmek farzdır. Buna İlm-i nafi yani faydalı
ilim denir. Böyle olan ilim, ihlâs ile ibadet etmeye sebep olur.
Netice olarak, amel ve ihlâs ile olmayan ilim zararlıdır. Kurtulmak
için; İlim, Amel ve İhlâs şarttır. Ebu Abdullah Seczi hazretleri;
"İlmini, din bilgisini doğru ve sağlam öğrenmeyenin ameli, doğru ve
sağlam olmaz. Ameli doğru olmayanın bedeni temiz olmaz ve kalbi
temizlenmez. Kalbi temiz olmayanın da, niyeti temiz ve doğru olmaz"
buyurmuştur.
|