|
İnsan, nefsine
tâbi olduğu müddetçe, hiçbir şeyden memnun ve razı olmaz daha doğrusu
olamaz. Çünkü insanın nefsi ilâhlık peşindedir. Ortaklığa bile tahammül
edemez. Hâl böyle olunca, eline geçene kanaat edemez, gözü hep
yükseklerde, başkasının malında, makamındadır. Mal, mevki, makam
bakımından kendinden üstün olanları gördükçe, sinir krizlerine girer.
Onları kıskanır, kötüler, gıybetini yapar. Hata üstüne hata işler.
Huzuru kalmaz ve çevresinde bulunanların da huzurunu kaçırır. Halbuki
Peygamber efendimiz; (O kimseye bakma ki, dinde senden aşağıdır,
zirâ kendini beğenip, helak olursun. Dinde senden yukarısına bak ki,
senden hayırlıdır. Malı çok olana bakma ki, Allah’ın kısmetine gazap
edersin. Şu kimseye bak ki, yiyeceğini zahmet çekerek alın teri ile
hazırlar, o zaman da, Hak teâlânın sana verdiği nimete şükredersin) buyurmaktadır.
Din büyükleri, talebelerine ve kendilerini sevenlere hep; “Dünyalığı
kendinizden az ve aşağı olanlara bakın. Böyle yaparsanız, elinizdekine
ve halinize şükredersiniz. Ahiret için böyle değil, bunun tersi
yapılır. Ahiret için çalışıp verdiğine şükretmekle beraber daha çok
isteyin. Ahireti bizden yüksek olanlara, üstün olanlara bakıp onlar
gibi olmaya çalışın. Bunlar, ehl-i sünnet âlimleridir. Böyle
yaparsanız, hem kendinizi bir şey zannedip kibre düşmezsiniz hem de
makbul olanların yolunda olmuş olursunuz” buyurarak nasihat
etmişlerdir.
Malın, paranın çok olması, mevkinin, makamın yüksek olması, insanı
saadete kavuşturmaz, ebedi azaptan kurtarmaz. Bunlar, Allahü teâlânın
rızasına uygun kullanılırsa, hesabı var, aksi halde azabı vardır. Zira
Peygamber efendimiz; (Bir kimsenin dünyası selametli olursa, dini
eksik olur) buyurmuştur. İslam âlimleri, bu hadis-i şerifi, dünya
lezzetlerine kavuşmak için, İslamiyet’in dışına taşan kimse, ahiret
lezzetlerine kavuşamaz diye açıklamışlardır.
Abdurrahman bin Mehdi hazretleri; "Bir kimse, ilim bakımından kendinden
üstün bir kimse ile karşılaşınca, bunu fırsat ve ganimet bilmelidir.
Çünkü onun ilminden istifade eder. Kendi dengi birisi ile karşılaşınca,
birbiriyle müzâkere eder ve birbirlerinden faydalanırlar. Kendisinden
aşağı bir kimse ile karşılaşınca, ona tevâzu gösterir ve bir şeyler
öğretir” buyurarak, insanın her durumdan istifade edebileceğini ve
böylece huzurlu bir yaşayışa kavuşacağını işaret etmektedir.
Vehb bin Münebbih hazretleri; "Şu üç şey zulümdür: Kendisinden
yukarıdakilere karşı gelip, emirlerini yerine getirmemek. Kendinden
aşağıdakilere güç ve kuvvet kullanarak haksızlık yapmak. Zâlimlere
yardım etmek" buyurmaktadır.
Ebu Bekr Verrâk hazretleri buyurdu ki:
“Kul, gizli ve açık her zaman Allahü teâlâya itaat eder, hiç bir an
Onun emrinden çıkmaz. Kendisine kötülük edene iyilik eder, nefsin
arzusuna uymaz, nimet zamanında şükreder, şiddet zamanında sabreder.
Kendinden aşağı olana ikram eder. Kendisiyle istişare edenin sözünü
dinler."
Ebu Süleyman Dârani hazretleri ise; "Dünya, kendisini isteyenden kaçar,
kendinden kaçanı kovalar. Kendinden kaçanı yakalayabilirse, yaralar.
Kendini isteyip bağlananı ise öldürür. Çünkü dünya ile güreş etmeye
gelmez. İnsanı yener, sırtını yere getirir. Dünyaya bağlanmak, Allahü
teâlânın rızasını kazanmaya mani olan bir perdedir. Ahireti düşünmek
ise, gönlün canlanmasına sebep olur. Dünya sevgisinin yerleştiği bir
kalbde, ahiret düşüncesi göç edip gider" buyurmuştur.
Dünyalık ele geçirmek için dinini vermek, aklı olanın yapacağı şey
değildir. Din büyükleri; “Sohbet-i agniyâdan yani dünyalık toplayanın
sohbetinden kaçınmak lazımdır” buyurmuşlardır. Hâl böyle olunca, onlara
özenmek ve böylece kendini huzursuz etmek, akıllı bir kimseye yakışmaz.
Ebu Süleyman Dârani hazretleri; “Ahireti düşünmek aklın alameti ve
kalbin hayatıdır. Kadın olsun, çocuk olsun, mal olsun, seni Allahü
teâlâyı anmaktan alıkoyan her şey hayırsızdır. Allahü teâlâyı
tanıdıktan sonra, Ondan başkasına meyletmeyin” buyurmuştur.
Celaleddin-i Devâni hazretleri, oturup kalkmakta ve insanlar arasında
uyulması gereken edepleri anlatırken; “Bir meclise gidince, kendinden
aşağı olanların veya yüksek olanların yerlerine oturmamalıdır. Ama
meclisin büyüğü o ise, istediği yerde oturabilir. Anlamadan bu
yerlerden birinde oturmuşsa, hâtırına geldiği zaman münasip yere
gitmelidir. Orada boş yer yoksa, hiç sıkıntı ve dert etmeden geri
dönmelidir” diye buyurmaktadır.
Muhammed bin Aliyyân hazretleri de; “Cömert, cömertliğini küçük
görmedikçe ve onu kabul edeni kendinden üstün görmedikçe sofi olamaz”
buyurarak, yaptıklarımızı büyük görmenin ve başkalarının malına,
mevkiine göz dikmenin çirkinliğini açıklamakta ve huzurun, saadetin
nelerde olduğunu bize göstermektedir.
İmam-ı Şâfii hazretleri ise; “İlmi, kibirlenmek, kendini büyük görmek
için isteyenlerden hiçbiri felah bulmamıştır. Ama ilmi tevâzu için,
insanlara hizmet için isteyen, elbette kurtulur" buyurmuştur.
|